Yerin Altından Yükselen Çığlık
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası(Mad.34)
Herkes önceden izin almadan silahsız,saldırısız toplantı ve yürüyüş düzenleme hakkına sahiptir
Demokrasilerde şiddet içermediği sürece farklı protesto yöntemleri hoş karşılanır ve doğal bir hak olarak görülür.
Bireylerin, diğer bireylerle haklı nedenlerle bir araya gelerek toplanmaları ,topluma seslerini topluca duyurmaları en temel hak olarak görülür.
Tıpkı madencilerin,yaşam koşullarını,sosyal taleplerini, yıllardır alamadıkları haklarını ilgili yerlere duyurmak için uğraş vermeleri gibi..
Demokrasilerde bu tür hak arama eylemleri, suç olarak görülmez,sırf ilgili bakanlıklara yürümek ve dileklerini duyurmak istedikleri için,etrafları kendi sayılarından çok polisle sarılmaz, önlerine barikat kurulmaz, biber gazı ile müdahale edilmez,yaka paça tutuklanmaz
Partonlara vergi ve harç muafiyeti hakkı tanınırken,haklarını arayan madencilerin açlığa ve yoksulluğa mahkum edilmesi nasıl Yaman bir çelişkidir.
Ne istiyor madenciler?
Yerin metrelerce altında emek vererek, alın teri dökerek yaptıkları çalışmanın karşlığını istiyorlar.
Aylardır alamadıkları haklarını istiyorlar.
Sadece insanca yaşam hakkı için,
Alın teri ve emekleri için uğraş veriyorlar..
Patronlar Devletten büyük mü diyorlar?
Patronlar,tarım ve orman arazilerinden,yerlerinden sökülen ve gittikleri yerlerde asla kök salamıyacak onlarca zeytin ağacından,zehirlenen sulardan daha mı önemli..
Bunca insanı, insan olarak görmemek,sadece bir rakam olarak görmek...
Ülkeyi yönetmeye ve siyesete talip olanlar önce hoşgörülü olmaya,vatandaşlarını dinlemeyi, kimseyi ötekileştirmeden herkesi kucaklamaya öğrenmelidir.
Halkına ve halkının haklarına önem veren, onlarla konuşan,onları dinleyen liderler olmalıdır.
Birbirimize empati ile bakalım..
Evimize ekmek götüremediğimizi, emeğimizin,alın terimizin karşılığını alamadığımızı düşünelim..
Ve kendimize yapılmasını uygun görmediğimiz bir şeyi başkasına da uygun görmeyelim...
Birbirimizi duyalım..
Birbirimizi dinleyelim..
Çareler üretelim..
Madencilerin sesini duymak,onları dinlemek,bu kadar mı zor?
Devlet,din,mezhep, cinsiyet,yaş,coğrafya, etnik köken,siyasi ideoloji farkı gözetmeden, kendisine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese eşit davranmalı,güvenlik,sağlık,eğitim vb hizmetleri adil bir şekilde sunmalıdır.
Ancak bu gün geldiğimiz noktada özgürlüklerin hiçe sayıldığı bir yapı söz konusudur.
Albert Camus: *Vicdanın olmadığı yerde yasa sadece
güçlü olanın sopasıdır*der.
Köşe dönücülük almış yürümüş, alın teri ve emeğin karşılığını alma umudu git gide azalmış..
Etik değerlerimiz,hukuk kuralları yerini şiddete,kuralsızlığa, zorbalığa bırakmıştır.
İnsanlar birbirine güven duymamakta ve şüpheyle bakmakta.
Eğitim, Adalet, Güvenlik, Sağlık gibi temel kurumlarımız çağın gerisinde kalmış.
Bu güzel memleketi ileriye doğru taşımak isteyen,etik değerlere sahip, öğretmenler,yargıçlar, polisler, siyasetçiler yok mu?
Elbette vardır..
Yeterki üstümüzde ki
Yılgınlığı, rehaveti, uyurgezerlik halini aşalım.
Umutsuzluğu umuda çevirmenin yolu, eğitim ve Adalet sisteminde yapılacak köklü reformlardır.
Bu köklü reformları yaparken,siyaseti de gerçek anlamda halka hizmet etmenin bir aracı haline getirmek gerekiyor.
Dürüst bir siyaset.
Halk için siyaset
Bu güzel ülkem için dileğim,
Sevgi, Hoşgörü,Uzlaşma içinde, demokratik hakkını şiddetsiz savunan, sadece hakkınızı almak istediğiniz için şiddete uğramayanlardan olmanızdır.
