menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bu gidiş nereye

4 0
22.04.2026

Sayın Cumhurbaşkanım,  Sayın Siyasi Parti Liderleri,  

Rüşvetin ticaretin bir aracı gibi meşrulaştığı, banka kredilerindeki yüksek faizlerin kâr sayıldığı, kumar ve şans oyunları sitelerinin ekonomik kalkınma sektörü olarak legal görüldüğü, uyuşturucu ve her türlü fuhşiyatın turizm değeri gibi desteklenip yaygınlaştığı bir yerde; kişisel kazanımların ve çıkarların devlet ve millet bekası gibi fetvalarla süslenip farzmış gibi uygulandığı bir düzende, kaba kuvvetin, zorbalığın ve ağalık düzeninin adalet mercii gibi algılandığı bir ortamda, siz ne kadar samimi, iyi niyetli ve dindar olursanız olun; ahlak ve maneviyat temennileri, toplumsal kalkınma söylemleri, ekonomik hedefler, sosyal adalet beklentileri birer slogan, birer hikâye, birer dua olarak kalmaya devam edecektir.

Bir tarafta siyasi ve ticari ilişkiler içinde zenginliğini katlayan, çarkın etrafında toplanan imtiyazlı azınlıklar; diğer tarafta fakirleşen, ayakta kalma mücadelesi veren, buna rağmen devletine, milletine, inandığı değerlere ve liderine gönülden bağlı çoğunluklar… Bu tezat büyüdükçe, milletin içindeki güven zedelenir, kişisel sorunlar toplumsal kaosa dönüşür.

Sayın Cumhurbaşkanım, değerli siyasi liderler, sözlerimi bir rekabetin, bir hesaplaşmanın, bir siyasi hırsın cümleleri olarak okumayınız.  Burada ne ona ne buna karşı bir itham vardır. Bu satırlar, vatanını, milletini, tarihini, geçmişini ve geleceğini aynı derinlikle seven her bir vatandaşın kalbinden dökülen ortak hakikatlerdir. Ben bu ülkenin terörize olmamış her ferdine, siyasi kimliğine, etnik kökenine, mezhebine, felsefesine bakmadan sevgi ve hürmet duyuyorum.  

Çünkü;Bu vatan sizin, bu vatan bizim.  Bu millet sizin, bu millet bizim.  Bu ulus sizin, bu ulus bizim.  Bu bayrak sizin, bu bayrak bizim.  Bu kimlik sizin, bu kimlik bizim.  Bu ümmet sizin, bu ümmet bizim.  

Biz hepimiz Âdem’in çocukları, İbrahim’in milleti, Muhammed’in ümmeti, Allah’ın kullarıyız.  Ve bugün son demde, son kalede; Muhammedi çizgide, Hüseyni bir duruşla ayakta kalan Selçuklu'nun, Osmanlı’nın tek mirası Türkiye’yiz.  

Lütfen bir an durun.  Uzaklara değil, en yakınlarınıza, en güvendiklerinize, yanı vicdanınıza bakın.  Halkın sesine, işçinin alın terine, annenin duasına, beşikten okula çocuklarımızın umuduna bakın.  Üç nefes alın; biri hak için olsun, biri adalet için olsun, biri vicdanınız için olsun.  Sonra kendi özünüze yönelin, kendi tarihinize bakın, tefekkür edin…  Ve inanın o an, o sessiz derinlikte kulağınıza bir ses "Fe eyne tezhebûn"(bu gidiş nereye) diye fısıldayacaktır:  

Bu soru aslında bir yargılama değildir, bir uyarıdır.  

Çünkü bir milletin çöküşü de dirilişi de aynı cevabın içinde gizlidir.

Eğer siz biz hepimiz yönümüzü özümüze, hakikate ve adalete çevirebilirsek, bir kez daha küllerimizden doğarız.  Ama eğer zulmü meşrulaştırır, hakikati susturur, vicdanı unutturursak; işte o zaman ne zafer, ne iktidar, ne de güç kalır. Sadece bir milletin ve koskoca şanlı tarihinin vebali kalır.


© Haber Expres Gazetesi