menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TÜRKİYE’NİN KAYIP YILLARINDAN YÜKSELİŞİNE: ERDOĞAN’IN KESKİN ZEKÂSI VE 25 YILLIK BÜYÜK DÖNÜŞÜM

3 0
monday

Çünkü hafıza tuhaf bir şeydir.

İnsan alıştığı şeyi normal zanneder.

Bugün hastaneye gidip hizmet almak normal.

Eczaneye gidip ilacını almak normal.

Üniversiteye girip başörtüsüyle eğitim görmek normal.

Başörtülü bir öğretmenin sınıfa girmesi normal.

Başörtülü bir doktorun ameliyat yapması normal.

Devlet kurumlarında dijital hizmet almak normal.

İstanbul'dan başka bir şehre otoyolla gitmek normal.

Türkiye'nin kendi İHA'sını, savaş gemisini, füzesini, helikopterini ve hava savunma sistemlerini geliştirmesi normal.

Türk savunma sanayii şirketlerinin dünyanın farklı ülkelerine ürün satması normal.

Fakat bütün bunların normal olmadığı bir Türkiye'yi biz yaşadık.

Üstelik çok uzun zaman önce değil.

Bugün 20'li yaşlarında olan bir genç, 2000'lerin başındaki Türkiye'yi büyük ölçüde hatırlamıyor.

O yüzden bu yazıyı biraz hafızayı tazelemek için yazıyorum.

Çünkü Recep Tayyip Erdoğan'ı anlamanın yolu, yalnızca bugün Türkiye'nin nerede olduğuna bakmak değildir.

Türkiye'nin nereden geldiğine bakmaktır.

2002'den önceki Türkiye'yi unutursak bugünü yanlış okuruz

Türkiye Cumhuriyeti'nin Erdoğan'dan önce tarihi yokmuş gibi davranmak doğru değildir.

Bu ülkeyi bugünlere getiren çok büyük bir Cumhuriyet birikimi vardır.

Sanayileşme hamleleri yapılmıştır.

Fabrikalar kurulmuştur.

Özal döneminde Türkiye dünya ekonomisine daha fazla açılmıştır.

Savunma sanayiinin kurumsal temelleri 1980'lerde güçlendirilmiştir.

Bütün bunlar Türkiye'nin ortak mirasıdır.

Fakat aynı zamanda başka bir gerçek de vardır:

Türkiye bu kazanımları uzun süre kesintisiz bir kalkınma çizgisine dönüştüremedi.

Siyasi istikrarsızlıklar…

Devlet içindeki vesayet tartışmaları…

Bunların her biri Türkiye'den yıllar götürdü.

1990'lı yıllara bakın.

1999 Marmara Depremi…

Ve bunların arasında değişen hükümetler.

Türkiye'nin en büyük kaybı yalnızca para değildi.

Bir ülkenin 10 yılını kaybetmesi, sadece 10 yılın kaybedilmesi değildir.

O 10 yılda kurulabilecek fabrikaların, yetişebilecek mühendislerin, geliştirilebilecek teknolojilerin, yapılabilecek yatırımların da kaybedilmesidir.

İşte 2002'yi anlamak için buradan başlamak gerekir.

Millet aslında neye oy verdi?

3 Kasım 2002'de AK Parti iktidara geldi.

Ama sandığın mesajını yalnızca parti ismiyle açıklamak bana göre eksik.

Millet yıllarca yaşadığı siyasi ve ekonomik yorgunluğun ardından başka bir şey istiyordu:

Çocuklarının geleceğine güven.

Daha iyi sağlık hizmeti.

Ve Türkiye'nin dünyada daha güçlü bir ülke olması.

Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi zekâsı burada kendisini gösterdi.

Toplumun yalnızca ne söylediğini değil, aslında ne istediğini okuyabildi.

Ve bunu uzun süre sürdürülebilir bir siyasi iradeye dönüştürdü.

Bir liderin zekâsı sadece seçim kazanmak değildir

Erdoğan'ın siyasi zekâsını yalnızca seçim başarılarıyla açıklamak bana göre büyük eksiklik.

Asıl dikkat çekici olan, Türkiye'nin hangi alanlarda kronik bağımlılık yaşadığını görebilmesiydi.

Enerjide dışa bağımlılık.

Teknolojide dışa bağımlılık.

Savunmada dışa bağımlılık.

Finansta kırılganlık.

Sağlık hizmetlerinde parçalı yapı.

Ve toplumun bazı kesimlerinin devletle yaşadığı özgürlük problemleri…

Bunların her biri ayrı mesele gibi görünüyordu.

Fakat Erdoğan bunları bir bütün olarak ele aldı.

Güçlü devletin yalnızca güçlü ordu demek olmadığını; güçlü ekonominin, güçlü altyapının, güçlü sağlık sisteminin, güçlü teknolojinin ve güçlü insan kaynağının birlikte gerektiğini savundu.

Bence 25 yıllık hikâyenin anahtarı burada.

İlaç kuyruğundan vatandaş odaklı sağlık sistemine

Bugünün gençlerine ilaç kuyruklarını anlatmak bazen gerçekten zor.

Çünkü insan yaşamadığı bir sıkıntının büyüklüğünü kolay anlayamıyor.

Oysa sağlık, devletin vatandaşa dokunduğu en hassas alandır.

İnsan hastalandığında siyasi slogan dinlemez.

Türkiye'nin eski sağlık sistemindeki parçalı yapı ve erişim sorunları vatandaşın hayatını doğrudan etkiliyordu.

2003'te başlayan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık hizmetlerinin finansmanı, erişim, aile hekimliği, hastane yapılanması ve hizmet sunumunda büyük değişiklikler yapıldı.

Bugün eczaneye gidip ilacını alabilmek bize sıradan geliyor.

Ama devlet yönetiminde en büyük başarı bazen budur:

İnsanın dün büyük bir mücadele verdiği şeyi bugün sıradanlaştırmak.

Bir başka sessiz devrim:........

© Haber Ege