HARPUT’TA RAMAZAN
Taş Sokaklarda Yankılanan Dua, Minarelerde Yanan Işık
Harput’ta Ramazan takvimde bir ay değildi… Bir hayat nizamıydı.
Dar kapıdan içeri adım atıldığı anda hissedilirdi o başka iklim. Taş sokaklar, tek katlı cumbalı iki katlı evler, avlulardan yükselen Kur’an sesleri… Daha girişte başlardı Ramazan’ın maneviyatı.
Harput evliyalar diyarıydı. Bu topraklarda Arap Baba, Anguzu Baba, Fetih Ahmed Baba ve Mansur Baba daha ismini sayamadım gönül erlerinin adı hürmetle anılırdı. Büyükler derdi ki:
“Bu şehirde okunan ezan, evliyaların duasıyla yükselir.”
Ramazan gelince bu söz daha bir anlam kazanırdı. Ramazan’da evlerde mukabele halkaları kurulurdu. Cüzler paylaşılır, hafızlar Harput ağzıyla Kur’an tilavet ederdi. Mevlitler okunur, beyitler terennüm edilirdi.
O beyitlerin arasında bazen Fuzûlî’nin mısraları yankılanırdı:
“Aşk imiş her ne var âlemde,
İlim bir kîl ü kâl imiş ancak.”
Ve gönülden yükselen o niyaz:
“Yâ Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni,
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni.”
Ramazan gecelerinde bu sözler sadece şiir değil; bir hâl olurdu. İbadetin içinde aşk, ilmin içinde edep hissedilirdi. Ramazan geldi mi camilerin çehresi değişirdi. Minarelere bayraklar asılır gecenin karanlığında.
Özellikle Ulu Camii ve çevresindeki camiler Ramazan’da ayrı bir güzelliğe bürünürdü. Minarelerden yükselen ezan sesiyle dindik ve gaz ocağı ışığı taş sokaklara nur gibi düşerdi. Harput’un bir........
