SUÇA SÜRÜKLENEN NESİL!
Bir karıncayı ezmekten sakınan, toprağın tozunda merhameti büyüten çocuklardık.
Anne babamızın tek bir kaş çatışından, bir göz işaretinden ne demek istediğini anlayan bir neslin çocukları... Hürmeti korkudan değil; sevgiden, edepten öğrenirdik.
Peki, ne ara kaybettik içimizdeki o şefkati?
Ne zaman unuttuk bir canın dokunulmaz olduğunu?
Son günlerde okullarımızın koridorlarına, sınıfların eşiklerine kadar sıçrayan şiddet sahneleri artık sıradan adli vakalar olmaktan çıktı; toplumun ruhunda açılan devasa bir yarığa dönüştü.
Hayatının henüz baharındaki bir çocuk, gözünü dahi kırpmadan bir başka insanın yaşamına nasıl son verebilir?
Bir zihin; bir akranını veya öğretmenini yok etme soğukkanlılığına nasıl evrilir?
Resmî bültenlerde, adliye koridorlarında sıkça duyduğumuz soğuk bir kısaltma var: S.S.Ç. Yani “Suça Sürüklenen Çocuk.”
Sahi, sadece bir “sürüklenme” mi bu?
Bir çocuk bu girdaba kendi kendine mi kapılır, yoksa onu o uçuruma iten görünmez eller mi var? Yoksa hepimizin suskunluğu, her birimizin ihmali mi ördü bu cinnetin basamaklarını?
Gelin, açık konuşalım: Bir zamanlar güven ve sınır anlamına gelen aile içi o sessiz bakışlar, yerini ekranların ardına hapsolmuş bir yabancılığa bıraktı.........
