DOĞANIN KARŞISINDA İNSAN: SALGINLAR
İnsanlık tarihi aslında biraz da salgınların tarihidir. Savaşlar, imparatorluklar, keşifler… Hepsi tarihin büyük başlıkları ama tarihe baktığımızda bazen küçücük bir mikrobun, en güçlü orduların bile yapamadığını yaptığını görüyoruz. Şehirleri yok edip, ticareti durdurduğunu, insanları korkuyla evlerine kapattığını…
Bazı kritik zamanlarda tarihin yönünü ne kılıçlar değiştirdi ne de toplar. Sadece küçücük bir mikrop, milyonlarca insanın kaderini belirledi.
Bu durumu en çarpıcı şekilde anlatan kitaplardan biri Tüfek, Mikrop ve Çelik... Kitapta çok çarpıcı bir fikir var: Bazı medeniyetleri asıl güçlü yapan şey sadece silahları değildi; beraberlerinde taşıdıkları mikroplardı.
Mesela Amerika kıtasının keşfi… Hepimiz okulda birkaç yüz İspanyol askerinin Aztekleri ve Mayaları yenerek Amerika kıtasını keşfettiğini öğrendik. Ama aslında olay yalnızca birkaç yüz askerin binlerce kişiyi savaşta yenmesi değildi. İspanyollar farkında olmadan yanlarında ölümcül bir silah daha taşıyordu: çiçek hastalığı.
Avrupa’da insanlar yüzyıllardır çiçek hastalığıyla karşılaşıyordu. Birçoğu ölüyor, hayatta kalanlar ise bağışıklık kazanıyordu. Ancak Amerika kıtasındaki yerli halklar bu virüsle daha önce hiç karşılaşmamıştı. Yani bağışıklıkları yoktu. Sonuç korkunç oldu. İspanyolların taşıdığı çiçek virüsü kıtaya yayıldığında milyonlarca insan öldü. Bazı bölgelerde nüfusun yüzde 80-90’ı yok oldu. Savaşmadan çöken şehirler vardı. Yani bir medeniyetin çöküşünü askerlerden çok mikroplar belirledi.
Aslında bu, tarihte ilk kez yaşanmıyordu.
Milattan sonra 2. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nu sarsan Antoninus Salgını, muhtemelen çiçek hastalığıydı. Dünyanın en güçlü ordularından biri bile görünmeyen bir düşman karşısında çaresiz kaldı. Ardından 6. yüzyılda Justinianus Vebası geldi. Şehirler boşaldı, ticaret........
