YAPAY GÜZELLİK ÇIKMAZI
Yaratıcının her insana bahşettiği fıtrî suret, sekiz milyarlık beşeriyet okyanusunda eşine rastlanmayan bir imzadır. Tenimizin rengi, gözlerimizin bakışı, sesimizin tınısı ve hatta kusur sandığımız ayrıntılar; bizi biz yapan, başka hiçbir insanda birebir karşılığı bulunmayan ilahî nakışlardır. İnsan, kendisine emanet edilen bu suretle yalnızca bir bedene değil, aynı zamanda bir kimliğe de sahip olur.
Ne var ki çağımız, insanı kendi hakikatinden uzaklaştıran büyük bir imaj pazarına dönüşmüş durumda. Modern dünyanın güzellik endüstrisi, milyonlarca insanı tek tip bir estetik anlayışının peşinden sürüklüyor. Sosyal medyanın filtreleri, yapay zekâ uygulamalarının kusursuz yüzleri ve estetik sektörünün bitmek bilmeyen vaatleri; insanı kendi aynasına yabancılaştırıyor. Aynaya baktığında artık kendi yüzünü değil, başkalarının beğenisine göre şekillendirilmiş bir sureti arayan insanlar çoğalıyor.
Oysa insanın en büyük zenginliği, başkasına benzememesinde saklıdır. Yeryüzünde sekiz milyar insan varsa, sekiz milyar ayrı hikâye, sekiz milyar ayrı yüz ve sekiz milyar ayrı ruh vardır. Bir başkasının suretine özenmek, çoğu zaman kendi hikâyesinden uzaklaşmak demektir. Çünkü gerçek güzellik; dışarıdan dayatılan kalıplara sığmakta değil, insanın kendisine emanet edilen fıtratı koruyabilmesindedir.
İnsan kusurlarıyla insandır. Noksanlıklarımız, eksikliklerimiz ve farklılıklarımız bizi değersizleştirmez; aksine karakterimizi görünür kılar. Cevher, kusursuzlukta değil; kusurlarını kabullenebilme olgunluğunda parlar. Ne yazık ki gösteriş kültürü, insanı sürekli daha güzel, daha genç ve daha kusursuz görünmeye zorlayarak ruhunu kronik bir tatminsizliğe mahkûm ediyor. Beğeni sayıları arttıkça huzurun değil, yalnızlığın da........
