ABD’NİN PİYON MACERASI
Bugün Caracas’ta olup biteni anlamak için uzun analizlere gerek yok. Takvimde biraz geriye gitmek yeterli: 1954 Guatemala, 1973 Şili, 1989 Panama… ABD’nin “narko-terörizm” gerekçesiyle Venezuela’ya müdahalesi ve Maduro’yu gözaltına alması, Latin Amerika’da yüz yılı aşkın süredir sahnelenen bir oyunun yeni perdesi. Sahne tanıdık, dekor tanıdık; fakat bu kez oyuncular da seyirciler de eskisi kadar ikna olmaya niyetli değil.
Tarih, Washington’un “arka bahçesi” saydığı bu coğrafyada 41’den fazla hükümet değişikliğine doğrudan ya da dolaylı biçimde müdahil olduğunu kaydediyor. Gerekçeler dönemsel olarak değişti:
Bir zamanlar United Fruit Company’nin muz tarlaları, sonra komünizm tehdidi, ardından “istenmeyen” liderler…
Değişmeyen tek şey ise bu müdahalelerin açtığı derin toplumsal yaralar oldu. Her operasyon, toprağa atılan bir güvensizlik tohumu gibi, yıllar sonra bile filiz vermeye devam etti.
“Piyon” Algısı
Bugün Venezuela’da kurulmak istenen geçici yönetimin sırtındaki yük ağır: Halk nezdinde “Washington’un piyonu” olarak görülmek. Delcy Rodríguez’in “tek meşru lider” vurgusu, bir slogandan ibaret değil; ABD askerî botlarının gölgesinde doğan her yapının kronik meşruiyet sorununa işaret ediyor.
Latin Amerika bu hikâyeyi daha önce izledi. Nikaragua’da Kontralar, Guatemala’da CIA destekli cuntalar… Hepsi aynı damgayla anıldı: yabancı uşakları. Ve tarih şunu açıkça gösterdi: Dışarıdan dayatılan hiçbir yönetim, toplumsal rızayı kalıcı biçimde üretemedi.
Artık “Arka Bahçe” Değil
Fakat 21. yüzyıl, 20. yüzyılın tek kutuplu rahatlığına sahip değil. Çin ve Rusya artık sahne arkasında bekleyen figüranlar değil; ABD’nin her hamlesini anında jeopolitik bir........
