ŞİDDETİN İŞE YARADIĞI YER
Çocukların sınırı nerede öğrendiğini çoğu zaman o sınırı aştığı anda görüyoruz. Bir çocuğun diğerini itmesi, canını yakması, korkutması, eşyasına el koyması bazen yaramazlık diye geçiştiriliyor; kimi zaman anlatılırken gülünüyor. Çocuk yetiştirmiş biri değilim. Ebeveynliğin içeriden nasıl bir yük ve sorumluluk olduğunu bildiğimi de söyleyemem. Benim gördüğüm, sokakta, parkta, okul çevresinde karşıma çıkanlarla sınırlı. Yine de bazı davranışların ne kadar kolay hafifletildiği dikkatimi çekiyor.
Çünkü çocuk yalnız kendisine ne söylendiğini değil, yaptığı şeyin nasıl karşılandığını da öğreniyor.
Çocukluk elbette sınırların denendiği bir dönem. Öfke de olur, kıskançlık da, akranlar arasında çatışma da. Bunların her birini ileride işlenecek büyük suçların habercisi gibi okumak, çocukluğu hastalıklı bir yerden görmek olur. Fakat başkasının canını yakmayı, korkutmayı ya da aşağılamayı sürekli yaramazlık diye geçiştirmek de başka bir körlük üretir.
Çocuk şiddetin yalnız ne olduğunu öğrenmez.
Ne zaman sonuç verdiğini de öğrenir.
Bağırdığında herkes geri çekiliyorsa bağırmanın bir karşılığı vardır. Korkuttuğunda istediğini elde ediyorsa korkutmak kullanılabilir bir araca dönüşür. Bir arkadaşını küçük düşürdüğünde çevresi ona katılıyorsa, aşağılamak yalnız kötü bir davranış olarak kalmaz; sosyal bir kazanç da üretir.
Çocuk büyüdükçe davranışlarının karşılığı da değişir. Evde karşılaştığı sınırların yanına akran grubunun kuralları eklenir. Kim kendini ezdirmiyor, kimden çekiniliyor, kimin sözü geçiyor, kim alaya alınabiliyor…
Çocuklar kendi aralarında yalnız oyun kurmaz; küçük güç düzenleri de kurar.
Okul bu yüzden yalnız derslerin öğretildiği bir bina değildir. Çocuğun ailesi dışında ilk kez geniş bir topluluğun içinde kendisini ve başkalarını tarttığı yerlerden biridir.
Özellikle ergenliğe yaklaşan yıllarda........
