menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SESSİZ TAŞIYICILAR

67 0
16.10.2026

Yeni bir eve taşınırken insan ilk neye dikkat eder?

Koltuk hangi duvarda güzel durur, masa pencereye yakın olursa ışık gözü alır mı, kitaplık hangi duvara sığar, mutfaktaki dolaplar tabaklara yeter mi… Ev daha tam anlamıyla bizim olmadan zihnimiz oraya yerleşmeye başlar. Boş odaların içine ihtimaller taşınır. Bir köşede sabah kahvesi durur, bir duvarda asılacak tablonun yeri belirlenir, pencerenin önünde büyüyecek bir çiçek kendine yer bulur.

Eskiden ben de bir eve böyle bakardım. Işığına, sesine, bana nasıl hissettirdiğine… Bu kez öyle olmadı.

Son birkaç gündür ev bakmanın ve yeni bir yere yerleşmenin telaşı içindeyken gözüm önce odalara değil, yapının kendisine gitti. Binanın yaşını sordum, taşıyıcı sistemini ve geçmişini sorguladım, güvenliğine dair ne bilindiğini anlamaya çalıştım. Ev güzel mi, aydınlık mı, rahat mı soruları biraz geriye düştü. Bu bakış, galiba Kahramanmaraş’ta yaşadığım depremden sonra yerleşti içime.

Artık bir evi yalnızca barınmak için dönülen, günün sonunda kapısı kapatılan bir yer olarak düşünemiyorum. İnsan ev dediği şeye uykusunu, yalnızlığını ve en savunmasız hâlini bırakıyor. Bu yüzden içimde daha sade bir soru beliriyor:

Ben burada güvende miyim?

Bir ev görünürde odalardan oluşur. Yaşamın dili buralarda kurulur. Fakat bütün bu hayat, adını pek anmadığımız yerlere yaslanır. Bazen yalnızca yerleşirken insanı uğraştıran bir çıkıntı gibi duran kolonlar…

Oysa evi de o evin içinde yaşanacak bütün hikâyeleri de sessizce onlar taşır. Ama bir evin hikâyesinde kolonların adı pek geçmez.

İnsanın içinde de böyle yerler vardır. Görünmeyen ama taşıyan, sessizce........

© Günışığı Gazetesi