menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir kitap fuarını daha yolcularken

6 0
previous day

Osmanlı’nın son dönem edebiyat şahsiyetleri sıralamasına baktığımızda işin içine Kahire, Şam, Halep ve Bağdat gibi şehirler de dahil edildiğinde Diyarbekir genel olarak ilk on’un içinde yer alır.

Ama şair tezkirelerine baktığımızda Ali Emiri Efendi’nin Tezkire-i Şuara-yi Amid eserinde de zikrettiği gibi İstanbul, Edirne ve Bursa gibi Osmanlı başkentleri arasında ilk dörde girdiğini ifade etmek sürpriz olmamalı.

Nitekim Ali Emiri sadece Diyarbekir şair tezkireleri için sayıyı 273 olarak verir. Kendisinden yıllar sonra “Diyarbekirli fikir ve sanat adamları”nı dört ciltte biyografileri ve eserleri ile anlatan Şevket Beysanoğlu ise çok geniş bir perspektifi okura, ilgilisine sunar.

Bu üç paragraflık girizgâhı kitap fuarı sonrası yazarak yazıya dibaçe yapmamın nedeni şu sebeple oldu: Bir yayıncı dostum fuarın son günü ayaküzeri sohbetimizde “Türkiye’nin hiç bir yerinde bu kadar çok şairi, yazarı olan bir başka şehir yok biliyor musun?” dedi. Ve ekledi; “sanırım Diyarbakır’da şair, yazar olmak çok önemseniyor”.

Öyle dedim, detaylara girmedim. Tabii ki Osmanlı’nın Beylerbeylik merkezi bir şehri olduğunu, kimi uygarlıklara başkentlik yaptığını, divan edebiyatçısı, tarihçi, hattat ve alimleriyle imparatorluk bakîyesinin entelektüel sermayesine hayli katkı sunduğunu sanırım anlatmaya gerek yoktu. Öyle ki kimi kaynaklar ta Cezerî’den bu yana “Kuzey Mezopotamya’nın İlim ve Bilim üssü” olarak telaffuz eder kadim Diyarbekir’i. Elbette bunu da ifadeye etmeye gerek olmasa da, değinip geçmiş olayım.

Bir başka açıdan da şehir muhalif kimliği nedeniyle hırpalandıkça, darbeler yedikçe, sürgünlükler yaşadıkça şehrin “mağdurları” kalem erbabı olup derdini, feryadını, figanını yazıya şiire dökmüştür. Geçmişten bugüne bu böyledir.

Nitekim bu şahsiyetlerden biri Şair Rahile Sırri Suzan Hanım 1844 senesinde sekiz yaşında kaybettiği oğlu Rifat için bakın ne demiş;

“Ferâgat gelmişem fânî cihândan hısm-ı cânândır

Ne bilsin mihribânlık resmin ol kim aslı nâdândır…”

Evet bunca önemli vurgulardan sonra........

© Güneydoğu Ekspres