Zamana Atılan Tatlı Bir İmza
Bizim kültürümüzde tatlı, sadece damakta kalan bir lezzet değil; aynı zamanda bir sohbetin başlangıcı, bir dargınlığın sonu ve misafirperverliğin en samimi nişanesidir.
"Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım" sözü, bir temenniden ziyade toplumsal hafızamızın derinliklerine işlenmiş bir yaşam biçimini özetler.
Geleneksel mutfağımızda Ramazan ve bayram, tatlının hiyerarşide en üst sıraya yerleştiği özel zamanlardır.
Bu dönemde mutfaklardan yükselen şerbet kokusu, aslında yaklaşan bayramın habercisidir.Osmanlı’dan günümüze miras kalan bu tutku, sadece şekerle değil, aynı zamanda nezaketle harmanlanmıştır.
Saray mutfağında helva sohbetlerinden başlayan bu gelenek, bugün modern şehir hayatının karmaşasında bile bizi köklerimize bağlayan en güçlü bağlardan biri olmayı sürdürüyor.
Ramazan’ın hafifliğiyle özdeşleşen güllaçtan, bayramın görkemini temsil eden kat kat baklavalara kadar her lezzet, aslında kendi içinde bir hikaye barındırır.
Kültürümüzde tatlının yeri, sadece mideye hitap etmesiyle sınırlı değildir.
O, aynı zamanda bir paylaşım aracıdır.
Bayram sabahı büyüklerin elleri öpüldükten sonra sunulan bir dilim revani veya tabağa özenle yerleştirilmiş birkaç parça lokum, kuşaklar arasındaki bağı pekiştirir.
Bu ikramlar, "seni önemsiyorum" demenin sessiz ama en etkili yoludur.
Özellikle İstanbul gibi farklı kültürlerin iç içe geçtiği bir şehirde, tatlıcılık bir zanaat olmanın ötesine geçerek bir şehir kimliğine........
