Görünmezi Görünür Kılan Uykusuz Geçirilen Geceler mi?
Yine yazmanın kuralları vardır, işin öncesi ve sonrası vardır. Bunun içinde bazı kalıplar ve gölgelerden kurtulmak gerekir, yazarken bazen bir yolculuğa çıkar, bazen yıllar öncesine gider, bazen yalnızlığa, bazen bir çocuğun gözlerindeki umuda, bazen bir kadının yaşadığı aşkın ihanetle sonuçlanan dramına tanıklık edersiniz…
Böylece bazen görünmeyeni görünür kılıp, duyulmayanı duyulur kılarsınız, bazen ruha bazen vicdana seslenirsiniz, bazen toplumsal hayata vurulan darbelere, toplumsal belleğe yapılan ihanetlere, dün söylediğini bugün inkar edenlere kitlenir, bazen de sessizliğe isyan edersiniz. Böylece sessizlikleri konuşturarak, konuşamayanların, susanların, sesi olur unutulmasına izin vermez, baskının susturduklarını, korkuları, sessizlikleri, adaletsizlikleri, içe atılanları dillendirip, gerçeklerle yüzleşerek tarihe not düşer, belleğin ve umudun sığınağı olursunuz…
Tüm bunlardan ötürü yazmak ve paylaşmak bir bakıma duyarlılığın, yurtseverliğin, aydınlanmanın, aydınlatmanın, sahip çıkmanın, çağdaş eğitimin ve evrensel değerlerin yanında yer almanın tam da özüdür. (Yeri gelmişken "yaz dedirten, yüreklendiren" iletileri için tüm okurlarımı eşsiz bir gönül borcuyla selamlıyorum.)
Gelelim güne ve güncele bakmaya…
Ülkemizdeki 74 binin üzerindeki okul sayısına, 18 milyonu bulan öğrenci sayısına, 1 milyon 200 bine yaklaşan öğretmen sayısına bakalım. Bununla yetinmeyip 14.400’ü bulan özel okullarda okuyan 1.5 milyonu aşkın öğrencinin eğitim masraflarını, yemek, kırtasiye, giyim, servis ücretlerini karşılamak için sosyal yaşamından, tatilinden, temel ihtiyaçlarından fedakarlık yapan ailelere bakalım. Yine yetinmeyip patronların kar hırsına yenik düşen ve asgari ücrete yakın maaşlara mahkum edilen öğretmenlere bakalım…
Sonra dönüp hem velilerin, hem öğretmenlerin mutsuz olduğu günümüze bakalım, artan özel........
