menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hayatının en büyük sürprizi senin için bırakılmış tekinsiz bir kitapta saklı…

13 0
07.12.2025

“İdea”; Kimlik, varoluş, hayal ve gerçeklik arasında dolaşan, insanın kendine ve başkasına dönüşme hâllerini sorgulayan bir film. Yönetmen Tayfun Pirselimoğlu’nun her zamanki derinlikli ve şiirsel anlatısı, tabloyu andıran görsel gücüyle birleşince sizi hemen içine çekiyor. Oyuncuların içsel yolculuklarıyla çok katmanlı bir dünyanın içinde kalıyorsunuz. Tırnak içinde “sanat filmi” diye adlandırılan yapımlara en güzel örneklerden biri “İdea”; ancak bu tanım maalesef filmin ulaşılabilirliği açısından zaman zaman engel teşkil edebiliyor. Çünkü film, geçen hafta vizyona girmesine rağmen çok az sayıda sinemada yer bulabildi. Gişe filmi kategorisinde olmadığı için haksız bir rekabetin içinde kaldığını söylemek yanlış olmaz. Adana Altın Koza Film Festivali’nde izlediğim filmin ardından ekiple bir araya gelmiştim. Yönetmen Tayfun Pirselimoğlu ve filmde yer alan oyuncular Ercan Kesal, Gaffur Uzuner, Christian Typhoon ve Elif Nur Kerkük ile filme dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Hayatın, hafızanın ve kimliğin bulanık sınırlarında dolaşan bu hikâyeyi izlemek; içinden sanat geçen bir filme tanıklık etmek ve farklı bir yolculuğa çıkmak isteyenler için “İdea”, az sayıda da olsa hâlâ sinemalarda gösterimde.

TAYFUN PİRSELİMOĞLU: “Büyük kimlik problematiği üzerine kafa yoruyorum”

Tayfun Pirselimoğlu sanatın farklı disiplinlerinde yaratım sancıları çeken ve üreten gerçek bir sanatçı. Kendisine sadece sinemacı demek çok yetersiz kalır. Sinema oyun alanlarından sadece biri, diğer sanat disiplinlerini incelikle işlediği bir yer. ‘İdea’ da incelikle işlediği eser niteliğinde bir film olmuş.

Yine etkileyici, sorgulayan bir yolculuktu. O kitabı okusun da hayatı değişsin istedim ama… Bir taraftan da aslında herkes birbirine bakarak, birbirine dönüşen bir sarmalın içinde. Siz hikâyeyi nasıl oluşturdunuz? Yine aynı hikâye ve aynı sorgulamanın, duygunun peşindesiniz gibi…

Aslında hep aynı hikâyenin peşindeyim. Bu muallaklık, bu lümpenlik dünyasında; anlaşılmazlığın, saçmalığın içinde yaşarken büyük kimlik problematiği üzerine kafa yoruyorum. Dolayısıyla bu film de daha önce yaptıklarım gibi “büyük kimlik sıkıntısı” diyebilirim. Ve onun etrafında dönen bir hikâyeyi anlatıyor. Birinin kendisinin başkası olma hâlini çok merak ediyorum. Çünkü içimizde sakladığımız başka yüzler var. O yüzlerin iradi ya da gayri iradi bir şekilde ortaya çıkabileceğini düşünüyorum. Bu filmde de yine dönüp aynı şeyi anlattığımı söyleyebilirim.

Neden İdea?

Birçok çağrışımı var tabii. Felsefi arka planını takip ederseniz, gölge ve cisim arasındaki ilişkiye dair büyük bir şeyi işaret ettiğini düşünüyorum. Bu işaretin izleyici adına bir tefekkür alanı açtığını, buralara bulaşmak gerektiğini düşünüyorum.

“Ben o ihtimalleri izleyicinin önüne sermeye çalışıyorum”

Bazen de her şey zihnimizin bir oyunu ve gittikçe birbirimize dönüştüğümüz bir hikâyenin içinde miyiz aslında?

Evet. Bana mesela diğer filmlerim için de sorulan bir soru var: “Aslında her şey bir hayalden mi ibaret?” Olabilir, buna itiraz etmem. Burada da yine aynı şekilde; o da olabilir, bu da olabilir. “O ihtimal de var, bu ihtimal de var”ı içeren bir dünya bu. Her türlü ihtimali barındırıyor. Ben o ihtimalleri izleyicinin önüne sermeye çalışıyorum. Tabii herkes kendi meşrebince bir şeyi oradan çekip alıyor. Her anlam doğrudur. Burada doğru–yanlış diye bir şey yok. Ben sadece kendimce sorular sormak, soruları ortaya atmakla mükellef hissediyorum kendimi.

ERCAN KESAL: “Seyredilen kişi eninde sonunda Ercan Kesal’dan başkası değil”

Ercan Kesal’ın kendisi olabilme, kalabilme halini çok seviyorum. O anlatsın ve oynasın saatlerce hayranlıkla dinlerim ve izlerim. Hikâyelerinde öze dönüş ve hayattan izler taşıyan unsurlar hepimizden bir şeyler taşıyor. Ve bu durum çok gerçek ve sahici. Son dizisi ‘Veliaht’ ta yine çok başarılı, hikâye de........

© Gazete Pencere