Malamat olmayı göze alacak ne vardı ki...
İtiraf etmek gerekirse, Gazete Pencere'de birkaç yazım çıktıktan sonra biraz havam değişti. Neyseki birkaç arkadaştan nezaketen gelen övgüler henüz ayaklarımı yerden kesecek boyutta değil. Bu övgülerin nezaketen geldiğinin farkında olmasam başka triplere gireceğim neredeyse. Geçen gün bir grup arkadaşım bana şekil yapma derdine düştü. Biri "sen artık hassas kalpli bir yazarsın, acaba bir fular mı taksan" dedi. Diğeri "Piposuz olmaz ama..." diyerek katkıda bulundu kendince. Bir başkası, "top sakal ve yuvarlak çerçeveli bir gözlük de yakışır" tavsiyesiyle geldi... Bu radikal değişime kendimi tam ikna etmek üzereyken iç sesim devreye girdi: "Oğlum Malamat etme kendini" diye...
Doğup büyüdüğüm kentin lugatında "malamat olmak" diye bir deyim vardı. "Rezil olmak, utanılacak duruma düşmek"ti Türkçesi.. İyi ki de vardı bu deyim. Bir çoğumuzun göze alamadığı bir şeydi "malamat olmak"... O yüzden de yanlışa düşmekten imtina ederdik "malamat oluruz" diye...
Cuma akşamı çoğumuz gibi benim de gözüm ekrandaydı. Kemal Kılıçdaroğlu'nu dinledim dikkatlice. Mahkemenin kararıyla CHP'nin başına atanalı yaklaşık bir ay oldu ve ilk kez bir tv kanalına çıktı. O kanal muhalif diye bilinen 2 kanaldan birisi, Sözcü televizyonuydu. Oysa ki bu bir aylık sürede CNN TÜRK, TGRT, TV100 gibi iktidara yakın kanallardan........
