İhracatçı çırak çıkmasın bu işten…
Avrupa Birliği’nin Hindistan ve Mercosur ülkeleriyle imzaladığı ya da imzaya yaklaştığı serbest ticaret anlaşmaları, ilk bakışta Avrupa’nın küresel ticaret ağını genişletme hamlesi gibi görülebilir. Ancak Türkiye açısından mesele sadece “AB yeni pazarlar açıyor” meselesi değil.
Türkiye, Gümrük Birliği içinde olduğu için, AB'nin üçüncü ülkelerle yaptığı her serbest ticaret anlaşması Ankara’da otomatik olarak ekonomik bir tartışma başlatıyor. Çünkü Türkiye, AB’nin ortak gümrük tarifesine uyum sağlarken, aynı anda bu ülkelerle eş zamanlı ve eşit koşullarda pazar erişimi elde edemiyor. Bu da rekabet dengesini etkileyen bir asimetri yaratıyor.
Uzmanların uzun süredir dikkat çektiği nokta tam da bu: AB’nin ticaret ağını genişletmesi, Türkiye için hem fırsat hem risk barındırıyor; ancak risk tarafı özellikle emek yoğun sektörlerde daha belirgin. Hindistan gibi ölçek avantajı ve düşük maliyetli üretim kapasitesi bulunan bir ülkenin AB’ye düşük tarife ile mal ihraç etmesi, tekstil ve hazır giyim gibi fiyat hassasiyeti yüksek sektörlerde sıkıntı yaratacak gibi gözüküyor.
Avrupa için Hindistan devasa ve hızla büyüyen bir pazar anlamına gelirken, Türkiye açısından mesele AB pazarındaki rekabetin sertleşmesi anlamına geliyor. Tekstil sektöründe Hindistan'ın maliyet avantajı belirgin. Türkiye’nin güçlü olduğu alan ise hızlı teslimat, kalite ve AB standartlarına tam uyum. Ancak fiyat odaklı siparişlerde Hindistan’ın avantajı artabilir. Bu durum, Türk firmalarının “fiyatla yarışmak” yerine tasarım, teknik tekstil, sürdürülebilir üretim ve izlenebilirlik........
