Mahalleden Ekrana, Ekrandan Yalnızlığa
Biz anne babalar olarak çocuklarımız için en çok neyi hayal ettik, neyi planladık ve sonunda en çok neyi gözden kaçırdık?
Daha çocuklarımız doğmadan önce onların geleceğini düşünmeye başladık. Hangi okula gideceklerini, hangi sporla ilgileneceklerini, hangi yabancı dili öğreneceklerini, hangi becerileri kazanmalarının onları hayatta daha güçlü kılacağını konuştuk. Onlar için kitaplar seçtik, oyuncaklar aldık, eğitim araştırdık, kurslar planladık. Kısacası iyi anne baba olmaya çalıştık.
Ancak hayat akıp giderken, bizim kuşağın ebeveynlerini hazırlıksız yakalayan büyük bir değişim yaşandı. Çocuklarımızın büyüdüğü dünyanın bu kadar hızlı dönüşeceğini, teknolojinin günlük yaşamın merkezine bu kadar yerleşeceğini ve çocukluğun doğasını bu kadar değiştireceğini çoğumuz öngöremedik.
Biz çocukken ailelerimizin kaygıları farklıydı. Sokakta başımıza bir şey gelir mi, derslerimiz nasıl gidiyor, yanlış arkadaş çevrelerine karışır mıyız... Evlerde bunlar konuşulurdu.
Bugün ise birçok evde bambaşka bir mücadele yaşanıyor.
Anne babalar çocuklarının odasına giriyor ve aynı cümleyi kuruyor:
“Şu telefonunu biraz bırakır mısın?”
Belki de son yılların en sık söylenen ebeveyn cümlesi bu.
Üstelik mesele yalnızca telefon da değil. Tabletler, bilgisayarlar, oyun platformları, sosyal medya uygulamaları ve artık yapay zekâ ile birlikte hiç bitmeyen bir içerik akışı çocuklarımızın günlük yaşamının merkezine yerleşmiş durumda.
Elbette teknoloji hayatımızın bir parçası. Kimse çocukların tamamen ekransız büyümesini beklemiyor. Böyle bir şey artık ne mümkün ne de gerçekçi.
Ancak son yıllarda hepimizin fark ettiği önemli bir gerçek var: Sorun ekranların varlığı değil, ekranların çocukluğun yerini almaya başlaması.
Bizim kuşağımızın çocukluğu büyük ölçüde dışarıda geçti. Mahalle arkadaşlıkları vardı. Akşam ezanına kadar süren oyunlar vardı. Düşüp kalkmalar, küçük tartışmalar, barışmalar vardı. Ve en önemlisi, can sıkıntısı vardı.
Bugün kulağa garip gelebilir ama çocukluğun doğal bir parçası olan can sıkıntısı vardı.
Canı sıkılan çocuk yeni bir oyun bulurdu.
Canı sıkılan çocuk hayal kurardı.
Canı sıkılan çocuk merak ederdi.
Canı sıkılan çocuk üretirdi.
Bugün ise çocuklarımızın canının sıkılmasına bile fırsat vermeyen bir dünyanın içindeyiz. En küçük........
