TÜRKİYE İLE İSRAİL ÇATIŞIR MI?
Türkiye ile İsrail arasında kontrollü gerilim her iki ülkenin seçimlerine de genelde müspet etki yapar. Eskiden Yunanistan ile Türkiye için de bazen tek taraflı olmak üzere böyle bir etkileşim vardı.
Sadece Türkiye için değil, aynı yolda ki tüm ülkeler için bu konuda ki yanılgı şudur: Eğer İsrail ile iyi ilişkilere sahip olursak, onun bölgede ki politikalarına destek olursak onunla sorun yaşamayız. Bu yargı kesinlikle yanlıştır. İsrail, Türkiye’nin kuruluşundan Suriye’de ki rolüne ve en son Gazze soykırımındaki rolüne kadar İsrail’e bunca iyi ilişkiler içerisinde olmasına rağmen tekrar saldırıya uğradı. İsrail, tamam, teşekkür ederim, biz müttefikiz deyip kıymet bilen bir yaratık değil.
İsrail, kendisine sınırsız hizmeti sadece Türkiye’den değil; herkesten, her ülkeden ister ama onu suyun karşısına geçiren kurbağayı sokan akrep misali bir ontolojiye sahiptir. Onun tabiatı, doktrini, dini, tıyneti budur. O, bozguncu ve nankörlüğün zirvesidir. Mutlak kötülüktür. Halklar, İsrail’e hizmet edilmesini yönetimlerine yasaklamalı ve bu konuda ciddi tavırlar geliştirerek haklarına, çocuklarının, ülkelerinin, bölgelerinin geleceğine karşı sahip çıkmalı, sorumluluklarını yerine getirmelidir.
İsrail, Barrack’ın da belirttiği gibi nasıl ki; zayıf ama bir hükümeti olan Suriye istiyorsa bölgenin diğer ülkeleri için de ve Türkiye için de aynısını istiyor. Ama Türkiye’ye karşı daha ontolojik bir endişe ve korku yaşıyor.
Türkiye’nin de tıpkı İran gibi kadim bir medeniyet geçmişi, imparatorluk geçmişi, Yahudiye acıyarak onu barındıran üstün ve asil potansiyeli. Yani, şimdi iyi olsa da bu ruhun tekrar dirilmesinden, uyanmasından gelen bir korku bu. O yüzden sadece bölgede ve Suriye’de de onun istediği pozisyonda ve güçte kalmasını, onun ajandasını uygulamasını istiyor…
Tüm bunlara rağmen konjonktür gerektirdiği zaman İsrail Türkiye ile çatışmaktan kaçınır mı? Hayır. Ancak Türkiye bundan kaçınır ve yakın vadede bu ihtimal pek yok…
Suriye’de daha önce de Rusya Türkiye’ye saldırmış ve NATO onu korumaya yanaşmamıştı. İsrail'in Türkiye'ye bir saldırısı olursa bu konuda NATO veya Mekke ittifak edilen yeni oluşum Türkiye'yi koruyabilir mi, savunur mu sorusunun cevabı aslında ortada. Bu konudaki kanaatim; kesinlikle hayır.
Elbette ki; Mekke formatında dahi olsa bu ittifakın dönüşme ihtimali veya bazı faydalarının da olabileceği hususlarını göz ardı edemeyiz. Ancak gerçek şu ki; İsrail, defalarca daha önce de Türkiye'ye saldırdı. Türkiye Elbette ki; temkinli ama tedbirli davranarak İsrail'in sorumsuzluklarını şimdilik tolore ediyor, etmeye çalışıyor. Madem bu gelişmeler yaşandı; burada eksik olanın ve yanlış olanının ne olabileceği üzerinde de bir değerlendirme yapmak yerinde olur.
İsrail, Suriye'de Türkiye'yi hedef alarak saldırı yaptığını açıkladı.
Mekke ittifakı, ilgili madde gereği Türkiye'ye yönelik bu saldırıyı kendisine yapılmış ilan edip pozisyon almalı değil mi?
Aynı madde Türkiye'nin NATO müttefiki olması gereği işletilip NATO'nun Türkiye'yi koruması gerekmez mi?
Heyhat ki; üç ülke de NATO ve ABD müttefiki ve heyhat ki ABD bu anlaşmadan memnuniyet belirtti ve heyhat ki, Türkiye'ye saldıran saldırgan mütecaviz soykırımcı İsrail de ABD ve NATO müttefiki...
Şimdi İsrail NATO'ya saldırmış olmuyor mu?
Oysa NATO'nun/ABD'nin sömürgeler valisi Barrack'ın hiç umurunda değil.
Haberimiz yoktu, bizi bilgilendirmedi gibi özrü ve kabahati farklı yerlere gitmiş ifadelere Türkiye sağduyulu davrandı gibi ucube bir ifade de ilave edilmiş pişkince ve edepsizce. Bu yaratık, Türkiye'de ev sahibi gibi it gibi dolaşıyor. Türkiye ve bölgenin aleyhine cirit atmakta bu Maruni siyonist maraba.
İsrail denen paçavra, Türkiye'ye bunun yapamamalıydı.
Ne demek sağduyu? İsrail iti ne kadar sağduyuyu hak ediyor ki?
Pişman olmalı aslında yoksa aşındırır rezil.
Kimse bize İsrail'in ancak ABD durdurabilir masalını da anlatmasın.
Şimdi tüm bu duruma bakarak denebilir ki, yanlış olan Türkiye'nin Pakistan’la bir ittifak yapması değil; Türkiye'nin İran yerine Suudi Aarabistan ile bir ittifak yapmasıdır. Eğer Türkiye-Suudi Arabistan Pakistan değil de Türkiye-İran-Pakistan ve hatta istiyorsa Mısır da dahil olmak üzere bir ittifak kurulmuş olsaydı ve hedef net bir şekilde bölgenin güvenliği ve bölgenin siyonizmden temizlenmesi olarak belirtilseydi hem eksiklik tamamlanmış olurdu hem de caydırıcılığı olurdu. Böyle bir durumda İsrail ve sahipleri ayaklarını denk atar; ne Suriye’de ve ne de bölgenin herhangi bir noktasında herhangi bir İslam ülkesine ve Türkiye'ye karşı böyle hadsiz ve şımarıklıklar ve şirretlikler gösteremeyecekti.
Elbette ki, iyiler sonsuza kadar bölgede İsrail ile birlikte yaşamayacaklar/yaşayamayacaklar. Bunun sonu mutlaka gelecek ve gelmelidir de. Gelişmeler o yöne doğru gitmektedir.
Gün gelir ABD ve İsrail’in destekçileri onu koruyacak, ayakta tutacak yeteneklerini ve güçlerini kaybedecekler. Zaten gelinen nokta ve 28 Şubatıyla başlayan sürecin dünyaya sunduğu manzara bu.
“İran ve İsrail'in tekrar çatışmaya girmesi kaçınılmaz ve bunun gerçekleşmesi için uzun sürmeyeceğini düşünüyorum. Her böyle kinetik enerji salınımı, İran'ın stratejik hedefini - bölgenin dekolonizasyonu - ileri taşır ve İsrail'in tutumunu giderek daha sürdürülemez hale getirir. İsrail'de hayatın maddi olarak kolay kalmasını çok daha uzun süre beklemiyorum. Şu anki durum itibarıyla, Lübnan yenilenen düşmanlıkların en olası nedeni gibi görünüyor. İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'yı ilhak etme hamlesi de bana ülkenin kıyamet (veya Masada) modunda hareket ettiğini söylüyor. Akıllıca bir şekilde, İran bölgedeki ABD yeteneklerini ciddi şekilde zayıflatmış durumda, bu yüzden ABD İsrail'e yardım etmek istese bile, aslında yapabileceği çok fazla bir şey yok. Arap hain rejimleri de devrilmeye giderek daha olgunlaşıyor. Mevcut sessizlik sahte ve yanıltıcı. Bombalar geliyor. İslam Cumhuriyeti (özellikle şu anki enerjik, hırslı ve güçlü haliyle) ve Siyonizm uzun süre bir arada var olamaz ve olmayacak.” https://x.com/i/status/2088764324428783912
İRAN LİDERLİĞİNDE BÖLGE DÜZENİ Mİ?
Aslında İran, bölgesel bir liderliğe ve hükmetmeye oynamıyor. İran kişisel/ülkesel/etnik vs çıkar ve kimlikleri merkeze almıyor. İran haysiyeti ve insanlık onurunu merkeze alıyor. İran, ben hükmedeyim demiyor; bölgeye yabancılar hükmetmesin, diyor. Zira bölgede ben hükmedeyim, bölgesel güç olayım, belki biraz büyür, bir pay da alırım hesabında olunsaydı; bu hesabı olan ülkeler gibi davranır ABD ve İsrail’in bölge için yürürlüğe koyduğu projelerde yer alırdı. Oysa tüm bunların karşısında ve kendisi darbeler aldığı halde bu projeleri parçalayan konumda, bu mücadelenin içinde yer almaktadır. Meydandadır. Herkesin ya çekildiği, çekindiği ya başka hesaplar yaptığı ya saldırganın yanında yer alarak ihanet içinde olduğu bir zamanda, zorlu ve yakıcı bir zamanda, bir kader anında İran ve tüm iyiler meydandadır. Bir santim geri adım atmıyor, kendisinden çok çok büyük cüsseli sapkın ve soykırımcı bir koalisyondan oluşan ve secdeli askerleri bile olan bir düşmanla karşılaşmaktadır.
Yeni bölgesel düzen için, yenilginin az zararla kapatılması için herkes bir hesap içinde. Savaşla olacaklara dair umut bu aşamada son bulmuş gibi. ABD, çekilirken malın/bölgenin/bölgede ki tezgahının bir kısmını bölgede ki vekillerine emanet etmek niyetinde. Bu konuda hazırlıklar hızlandırılmış durumda.
Her şey aniden tersine dönebilir, bir veya birden fazla raund daha denebilir. Bu ihtimali dışlamayalım. Lübnan konusunda İsrail ısrarı devam........
