MAHRUM OLAN MAHZUNDUR
Zaman artık eskisi gibi akmıyor; fırlıyor. Hızlı olmayan hiçbir şey bizi eskisi kadar tutmuyor elimizde. Bir reels'in hızına alıştık — kaydır, geç, unut. Uzun uzun bir şeye bakmak, oturup düşünmek, beklemek... bunların hepsi bir tuhaf ağırlık gibi geliyor artık. Hızla giden bir arabadan yol kenarındaki hiçbir şeyi göremezsiniz. Etrafımızda hâlâ keşfedilmeyi bekleyen o kadar çok şey var ki. Ama biz geçip gidiyoruz. Ve muhtemelen bu hız yüzünden ömrümüzü, içindeki en güzel ayrıntılardan mahrum kalarak tüketiyoruz. Kimseye gerçekten dokunmadan. Sevdiklerimizin sessizce taşıdığı yüklerden çoğu zaman haberimiz bile olmuyor.
Herkes bir şeyden mahrum — sadece bunu kimse söylemiyor. Mahrum: bir şeyden yararlanamayan, bir şeyden yoksun olan; bir şey kendisine ulaşmayan ya da elinden alınmış olan. Teknolojinin hayatı kolaylaştırdığına kimsenin itirazı yok herhalde. Zaman kazandırıyor, mesafelerikısaltıyor, ulaşamayacağımız şeyleri iki dokunuşla önümüze getiriyor. Ama bize verdiği kadar aldığını da unutmamak gerek — ve aldığı şey çoğu zaman büyük, göz önünde bir şey değil. Küçük. Bir dostla saatlerce konuşmanın huzuru. Bir manzaraya dalıp gitmenin dinginliği. Birinin gözlerine bakarak onu gerçekten dinlemek. Sessizce oturup düşünmek. Bir kitabın içinde kaybolmak. Bir çiçeğin açmasını beklemek. Ruhumuza iyi gelen çoğu şey, işte tam bu yavaş anların içinde saklı duruyor sanki. Biz hızlandıkça hayat kolaylaşıyor olabilir.
Ama hayatın kendisini kaçırıyor olabilir miyiz de? Belki asıl mahrumiyet, sahip olamadıklarımızdan çok, sahip olduklarımızın farkına varamadan yaşamaktır. Dertlerini,........
