AHLAK YOKSA FELAKET KAÇINILMAZ OLUR...
Toplumların kırılma anları vardır. Bu anlar çoğu zaman bir anda ortaya çıkmış gibi görünür; oysa gerçekte uzun yılların ihmalinin, yanlış anlayışların ve sessiz kabullerin bir sonucudur. Son günlerde okullara yönelik silahlı baskınlar ve çocukların hedef alındığı dehşet verici hadiseler de böylesi bir birikimin dışa vurumudur. Mesele sadece “bir anlık cinnet” ya da “bireysel sapma” ile açıklanamayacak kadar derindir.
Annesiyle markette dolaşan dört yaşlarındaki bir çocuğun avazı çıktığınca, kulak tırmalayıcı bir ses tonuyla “Dondurma istiyeeeeeem” diye bağırmasına rağmen annenin hiçbir şey duymuyormuş gibi sakız çiğneyerek dolaşmaya devam etmesi, bugün yaşadığımız büyük tablonun küçük bir kesitidir. Aynı şekilde, okula gelen bir çocuğun müdür yardımcısının masasındaki kaşeyi alıp rastgele evraklara vurmasına karşı annenin sadece seyretmesi ve hatta uyarı geldiğinde tepki göstermesi… Misafirliğe gelen üç-dört yaşlarındaki erkek çocuğun elindeki oyuncağı fırlatıp televizyonu kırmasını seyreden anne ve va babasının: "Bu kırdığı üçüncü televizyon" diyerek önceki vükuatlarını da büyük bir zevkle anlatması…
Bunlar gibi nice örnekler vardır. Bunlar basit birer “çocukluk hali” değil; sınır konulmayan, doğru-yanlış ayrımı öğretilmeyen bir yetiştirme biçiminin işaretleridir.
Meşhur bir hikaye vardır. Hikaye Özetle şöyledir: Bir çocuk küçük yaşta komşunun yumurtasını çalıp annesine getirir. Annesi bunu engellemek yerine onu övüp teşvik eder. Çocuk zamanla daha büyük hırsızlıklar yapar, suçları artar ve sonunda bir cinayet işleyerek idama mahkûm edilir.
Son dileği olarak annesinin dilini öpmek ister, ancak dili ısırıp koparır.........
