KİM KİMDEN NEYİ ÇALDI?
Fakat gün doğarken geri döndükleri her seferinde kendi evlerini de soyulmuş durumda bulurlarmış.
Ancak kimse kendini kaybetmiş saymazmış, çünkü herkes birbirinden çalarmış.
Bir gün, nasıl olmuşsa, dürüst bir adam ortaya çıkmış.
Geceleri, diğerleri gibi çantasını fenerini alıp hırsızlığa çıkmaktansa, evinde kalıp çalışmayı tercih edermiş.
Hırsızlar da onun evinin önüne geldiklerinde içeride ışık yandığını görünce dönüp giderlermiş.
Bu durum uzun süre devam edince, hırsız toplum ona kızmaya başlamış, “Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama başkalarının evini soymasını engellemeye hakkın yok” demişler.
Bunun üzerine dürüst adam, geceleri ışığını söndürüp dışarı çıkmaya başlamış.
Her gece, hırsızlık yapmadan orada burada dolaşır durur, sonunda yatmaya evine dönermiş.
Fakat her döndüğünde evini soyulmuş bulurmuş.
Sonuçta bir bir süre sonra, yiyecek içecek hiç bir şeyi kalmamış ve hırsızlar kasabasını terk etmek zorunda kalmış.
Kasabada ise durum şöyle gelişmiş; hırsızlıkta ustalaşıp giderek zenginleşenler kendileri için soygun yapmak üzere maaşlı hırsızlar tutmaya başlamışlar.
Zamanla, zengin fakir ayrımı çoğalmış.
Zenginler mallarını korumak için bekçiler tutmuşlar, hapishaneler kurmuşlar.
Kendi mallarının çalınmasını da yasadışı ilan etmişler! Ancak yoksulların mallarını çalmak hâlâ serbestmiş!
Bir süre sonra, artık kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmez olmuş.
Çünkü yoksullar ya açlıktan ölmüş ya da kasabayı terk edip gitmişler.
Zenginler ve maaşlı soyguncular ise ortada soyacakları kimse kalmadığından servetlerini yitirmeye başlamışlar.
Sonunda zenginler eski düzeni yeniden sağlamak için kasabayı ilk terk eden dürüst adamı başa getirmeye karar vermişler.
Evine gittiklerinde kapıda bir kâğıt görmüşler.
Kâğıtta şunlar yazıyormuş: “Bir insan sadece dürüst olduğu için aranıyorsa, her şey için çok geç olmuş demektir...”
Ve akıllarda kalması gereken şu mükemmel söz:
“Bir millet uyuyorsa uyandırmak kolaydır. Ama uyumuyor da uyuyor gibi yapıyorsa ne yapsanız nafile, uyandıramazsınız!”
Ça.mak sadece para veya mücevherat ile tanımlanamaz. İnsanların umutlarını çalmak da hırsızlıktır.
Örnek: Büyüklüğünü kanıtlamış bir spor klübünü ele alalım. Milyonların sevgilisidir. Taraftarı başarıya alışmıştır. Tarihinde ciddi ve yerinin (mevkiinin) adamı kişilerce yönetilmiştir. Onlar baba iteklemesiyle değil, kendi gayretleriyle adamdılar.
Sadece spor kulüpleri değil hayatın tümü ciddiyet gerektirir.
Siyasi partilerden spor kulüplerine kadar halka malolmuş cemiyetlerin yöneticiliğine soyunmak akıl pehlivanlığı ile her konuda pür dürüstlük ister.
Şair Eşref Kırkağaç Belediye Başkanıdır. Zamanının İzmir belediye başkanı Kamil Paşa’ya şöyle bir dörtlük yazar:
Hükmüne bizler daha hayran olduk demekten,
Bu ne hata, ne ayıp, ne de en küçük günah,
Ölmüş eşek, at, katır etleri yemekten,
Anırır, çifte atar, kişner olduk maşallah.
