Trump’ın F-35 hamlesi: Uçaktan çok daha büyük bir pazarlık
Son günlerde bana en çok sorulan soru şu:
“Trump gerçekten Türkiye’ye F-35 vermek mi istiyor?”
Ben meseleyi biraz farklı okuyorum.
Bana göre Trump’ın amacı Türkiye’ye birkaç filo savaş uçağı satmak değil; Ankara ile uzun süredir yıpranan stratejik ilişkiyi yeniden tanımlamak. F-35 ve buna eşlik edebilecek diğer “hediyeler” ise bu büyük pazarlığın yalnızca görünen yüzü.
Otuz yılı aşkın süredir Washington’u, NATO’yu ve Batı’nın karar alma mekanizmalarını yakından izleyen; diplomaside, uluslararası kuruluşlarda ve özel sektörde müzakere masalarında bulunmuş biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:
Amerika Birleşik Devletleri hiçbir zaman yalnızca silah sistemi satmaz.
Her büyük savunma anlaşması, daha kapsamlı bir siyasi, ekonomik ve jeostratejik vizyonun parçasıdır.
Bugün yaşananın da özü budur.
Bu mesele F-35’ten çok daha büyük
Dünya, Türkiye’nin F-35 programından çıkarıldığı 2019’daki dünya değil.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali Avrupa’nın güvenlik mimarisini değiştirdi. Karadeniz NATO’nun yeni ön cephesi hâline geldi. İran-İsrail gerilimi Orta Doğu’yu yeniden şekillendiriyor. Çin, Kuşak ve Yol Girişimi üzerinden Avrasya’nın ekonomik haritasını yeniden çiziyor. Enerji ve ticaret koridorları değişiyor; eski tedarik zincirleri kırılırken yenileri kuruluyor.
Avrupa ise bütün çabalarına rağmen güvenliğini tek başına sağlayabilecek noktaya henüz ulaşabilmiş değil.
İşte bu tabloda Türkiye artık yalnızca önemli bir NATO müttefiki değildir.
Karadeniz, Kafkasya, Rusya, Orta Doğu, Doğu Akdeniz, Balkanlar ve Orta Asya’nın kesiştiği vazgeçilmez bir jeostratejik merkezdir.
Trump’ın bunu net şekilde gördüğünü düşünüyorum.
Onun dış politika anlayışı ideolojik değil; son derece işlemsel ve pazarlık odaklıdır.
Zihnindeki temel soru şudur:
“Ben sana ne veriyorum; sen bana karşılığında ne alıyorum?”
Dolayısıyla F-35 dosyası, çok daha büyük bir stratejik pazarlığın yalnızca görünen yüzüdür.
Trump Türkiye’den ne bekliyor?
Washington’un beklentileri bana göre birkaç başlıkta toplanıyor.
İlk sırada S-400 meselesi geliyor.
Amerikan güvenlik bürokrasisi açısından S-400 ile F-35 aynı güvenlik mimarisinde birlikte yaşayamaz.
Tam da bu nedenle Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son Moskova temaslarında S-400 dosyasının ve bunun Türkiye-ABD ilişkilerine etkilerinin de ele alınmış olması kuvvetle muhtemeldir. Resmî açıklamalar ayrıntı vermese de, böylesine kritik bir başlığın gündem dışında kalmış olması beklenmez.
İkinci beklenti, Türkiye’nin yeniden Batı savunma sistemine daha güçlü biçimde bağlanmasıdır.
Üçüncü beklenti ise Karadeniz, Kafkasya ve Orta Doğu’da Türkiye’nin daha fazla stratejik sorumluluk üstlenmesidir.
Dördüncü başlık enerji güvenliği, kritik mineraller, Orta Koridor ve yeni tedarik zincirleridir.
Kısacası Washington’un ilgisi yalnızca askerî........
