menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sağlık, para ve güç: Dünyanın en büyük endüstrilerinden birinin politik ekonomisi

36 0
10.08.2026

“Tıp tarihte hiç olmadığı kadar başarılı. Sağlık ekonomisi hiç olmadığı kadar büyük. Buna rağmen maliyetler, eşitsizlikler ve kronik hastalıklar neden artmaya devam ediyor

İnsan gençken sağlığı çoğu zaman hayatın doğal hali sanıyor.

Vücudunuz çalışıyor, sabah kalkıyorsunuz, yürüyorsunuz, seyahat ediyorsunuz, yiyorsunuz, içiyorsunuz. Bunların her birinin aslında büyük bir nimet olduğunu pek düşünmüyorsunuz.

Yaş ilerledikçe bakış değişiyor.

Kendi bedeninizi daha dikkatli dinlemeye başlıyorsunuz. Anne babanızın, yakınlarınızın, dostlarınızın sağlık meseleleri hayatınıza daha fazla giriyor. Hastanelerin koridorlarında biraz daha fazla vakit geçiriyor, doktorlarla daha uzun konuşuyor, ilaçların prospektüsünü eskisinden daha dikkatli okuyorsunuz.

Benim sağlık ekonomisine ilgim de biraz böyle gelişti.

Bir noktadan sonra insan şu basit soruyu sormadan edemiyor:

Tıp bu kadar ilerlerken, sağlık için bu kadar büyük paralar harcanırken neden toplumlar aynı ölçüde daha sağlıklı hale gelmiyor?

Çünkü ortada gerçekten düşündürücü bir çelişki var.

Modern tıp insanlık tarihinin en büyük başarılarından biri. Birkaç kuşak önce ölümcül olan birçok hastalık bugün tedavi edilebiliyor. İnsan ömrü uzadı. Kalp cerrahisinden kanser tedavilerine, organ naklinden genetik bilimine kadar geldiğimiz nokta olağanüstü.

Ama diğer tarafta başka bir tablo var.

Obezite artıyor. Diyabet yaygınlaşıyor. Demans daha fazla aileyi etkiliyor. Ruh sağlığı sorunları ve yalnızlık büyüyor. İnsanlar daha uzun yaşıyor ama hayatlarının giderek daha uzun bir bölümünü ilaçlarla, doktor kontrolleriyle veya bakım ihtiyacıyla geçiriyor.

Demek ki mesele yalnızca tıbbın ne kadar ilerlediği değil.

Nasıl bir sağlık sistemi kurduğumuz da en az tıp kadar önemli.

Sağlık yeni petrol mü?

Yirminci yüzyılda küresel siyasetin merkezinde petrol vardı. Sonra finans geldi. Son yirmi yılda teknoloji şirketleri ekonomik gücün yeni sembolü oldu.

Şimdi sessiz ama çok daha derin başka bir dönüşüm yaşanıyor.

Sağlık dünyanın en büyük endüstrilerinden birine dönüşüyor.

Artık yalnızca doktorlardan, hastanelerden ve ilaçlardan söz etmiyoruz. Biyoteknoloji, yapay zekâ, genetik mühendisliği, tıbbi cihazlar, sağlık sigortası, yaşlı bakımı, klinik araştırmalar, genom analizleri ve sağlık verisinden oluşan devasa bir ekosistem var.

OECD ülkelerinde sağlık harcamaları milli gelirin yaklaşık onda birine ulaşmış durumda. ABD’de ise oran yüzde 18 civarında.

Rakamların büyüklüğünden daha önemli olan ise sağlığın niteliğinin değişmesi.

COVID bunu hepimize gösterdi.

Bir anda maskenin bile stratejik ürün olabileceğini öğrendik. Aşı geliştiren ülkelerle geliştiremeyenler arasındaki farkı gördük. İlaç hammaddesinin nerede üretildiğinin milli güvenlik meselesine dönüşebildiğine tanık olduk.

Sağlık artık yalnızca sağlık politikası değildir.

Sanayi politikasıdır.

Teknoloji politikasıdır.

Milli güvenlik meselesidir.

Ve giderek dış politikanın da bir parçasıdır.

Beni asıl rahatsız eden soru

Fakat benim zihnimi en fazla meşgul eden mesele başka.

Biz gerçekten bir sağlık ekonomisi mi kurduk, yoksa giderek büyüyen bir hastalık ekonomisi mi?

Bunu modern tıbba karşı olduğum için sormuyorum.

Tam tersine.

Hayatınızın bir döneminde sizin veya çok sevdiğiniz bir insanın ciddi bir sağlık sorunu olduğunda modern tıbbın ne büyük bir nimet olduğunu çok daha iyi anlıyorsunuz.

İyi bir doktorun doğru zamanda verdiği kararın, doğru teşhisin, doğru ilacın değerini parayla ölçmek mümkün değil.

Ama tam da bu nedenle sistemin nasıl çalıştığını sorgulamak gerekiyor.

Çünkü sağlık diğer ekonomik faaliyetlere pek benzemiyor.

Yeni bir otomobil almaktan vazgeçebilirsiniz. Telefonunuzu iki yıl daha kullanabilirsiniz. Tatilinizi erteleyebilirsiniz.

Ama doktor size “bu ameliyat gerekli” dediğinde mesele değişir.

O anda fiyat çoğumuz için ikinci plana düşer.

Hele söz........

© Forbes Türkiye