İdeolojinin körlüğü: Gerçekleri neden göremiyoruz?
Türkiye’nin asıl sorunu belki de yanlış kararlar almamız değil. Yanlış karar verdiğimizi gösteren kanıtları sistematik biçimde reddetmemiz.
Daha vahimi, bunu çoğu zaman zeki, eğitimli, deneyimli insanlar yapıyor.
Çünkü zihinsel körlük yalnızca cehaletten doğmuyor. Bazen yüksek eğitim, büyük makamlar ve entelektüel birikim, insanın kendi yanılgılarını savunmak için geliştirdiği en etkili silahlara dönüşüyor.
Zeki insan her zaman gerçeği daha iyi gören değildir. Bazen yanlışına en parlak gerekçeleri bulandır.
Üstelik bu hastalık yalnızca siyaseti değil, iş dünyasını, askeriyeyi, bilimsel buluşları, teknolojiyi, hatta evliliklerimizi ve çocuklarımızla ilişkilerimizi de etkiliyor.
Gerçekler değişmiyor, biz onları seçiyoruz
Bir ekonomik karar, desteklediğimiz hükümet tarafından alındığında cesur reform; karşı çıktığımız yönetim tarafından alındığında sorumsuz macera olabiliyor.
Bir savaşta siviller öldüğünde, kimliklerine göre öfkemizin şiddeti değişiyor.
Müttefikimizin demokrasi ihlallerini görmezden gelirken rakibimizin hatalarını büyütüyoruz.
Oysa gerçeklerin pasaportu, dini, partisi yoktur.
Bugün dünyanın en kıt kaynağı petrol, doğal gaz, nadir toprak elementleri veya sermaye değil.
Kendi inancına aykırı bir gerçeği kabul edebilen insan.
Çin’de öğrendiğim ders
1989’da Pekin’de göreve başladığımda Tiananmen olaylarının gölgesi ülkenin üzerindeydi. Batı dünyası Çin’i büyük ölçüde ideolojik bir mercekten değerlendiriyordu.
Baskıları ve trajedileri görmezden gelmek mümkün değildi. Ama yalnızca bunlara bakarak Çin’in geleceğini anlamak da mümkün değildi.
Fabrikalarda, üniversitelerde, sokaklarda başka bir Çin yükseliyordu. Ekonomik dinamizm, öğrenme iştahı, tarihsel hafıza, uzun vadeli stratejik düşünce.
Çin’i yalnızca komünist rejim olarak görenler yükselişini küçümsedi. Bugün yalnızca başarılarına hayran........
