menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Avrupa çöpünü ihraç ediyor, Türkiye maliyeti üstleniyor

28 0
13.08.2026

Plastik atık ticareti Türkiye için gerçekten bir sanayi fırsatı mı, yoksa çevresel maliyeti görünmeyen düşük katma değerli bir iş modeli mi? Doğru teknoloji, güçlü denetim ve yerli atık ekonomisi kurulmadan yapılan ithalat, yeşil dönüşüm değil; başkasının riskini satın almaktır.

Dünyada yeni bir hammadde yarışı yaşanıyor.

Petrol, doğal gaz, lityum, bakır ve nadir toprak elementlerinin yanı sıra kullanılmış malzemeler de giderek daha stratejik hâle geliyor. Atık artık yalnızca bertaraf edilmesi gereken bir yük değil; doğru ayrıştırıldığında, doğru teknolojiyle işlendiğinde ve yeniden sanayiye kazandırıldığında ekonomik değeri olan ikincil bir hammadde.

Fakat bu yeni ekonominin rahatsız edici bir yüzü de var.

Gelişmiş ülkeler yüksek tüketimlerinin ürettiği atığı sınırlarının dışına gönderirken, çevresel ve sosyal maliyetlerin önemli kısmını daha düşük gelirli ülkelere bırakabiliyor. Böylece bir ülkenin geri dönüşüm başarısı, başka bir ülkenin toprak, su ve sağlık sorununa dönüşebiliyor.

Türkiye bugün bu çelişkinin tam merkezinde bulunuyor.

Greenpeace Türkiye’nin Eurostat verilerine dayanarak yayımladığı bilgi notuna göre Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye gönderilen plastik atık miktarı 2025’te yüzde 19 artarak 503 bin tona ulaştı. Türkiye, AB’nin ihraç ettiği plastik atığın yaklaşık üçte birini tek başına kabul ederek açık ara en büyük dış alıcı oldu.

Üstelik buna İngiltere’den ve AB dışındaki ülkelerden gelen atıklar dâhil değil.

Ortada hızla büyüyen bir ticaret var. Ancak henüz cevabını tam olarak veremediğimiz soru şu:

Türkiye bu ticaretten gerçek anlamda değer mi üretiyor, yoksa Avrupa’nın çevre maliyetini düşük bir bedelle üstlenip yüksek bir görünmeyen fatura mı ödüyor?

Çin kapıyı kapatınca rota Türkiye’ye döndü

Küresel plastik atık ticaretindeki büyük kırılma 2018’de yaşandı.

Uzun yıllar dünyanın geri dönüşüm merkezi gibi çalışan Çin, plastikler dâhil 24 çeşit yabancı atığın ithalatını yasakladı. Diğer kategorilerde ise son derece sıkı kalite ölçütleri getirdi.

Çin’in kararı küresel atık piyasasını ortadan kaldırmadı; yalnızca ticaret rotalarını değiştirdi.

Malezya, Vietnam, Endonezya, Tayland ve Türkiye yeni varış noktaları hâline geldi. Bazı Asya ülkeleri karşılaştıkları çevre sorunları nedeniyle kısa sürede yeni kısıtlamalar getirdi. Türkiye ise Avrupa’ya yakınlığı, gelişen geri dönüşüm kapasitesi, görece düşük maliyetleri ve denetim sistemindeki boşluklar nedeniyle başlıca merkezlerden birine dönüştü.

Fakat meseleyi yalnızca “Avrupa çöpünü Türkiye’ye gönderiyor” diye okumak yetersiz kalır.

Çünkü karşı tarafta bu atığı ithal etmek isteyen, ondan ticari gelir elde eden ve ikincil hammaddeye ihtiyaç duyan bir yerli sanayi de var.

Dolayısıyla temel mesele ticaretin varlığından çok, ticaretin niteliğidir.

Atık hangi noktada hammadde olur?

Temiz, homojen, iyi ayrıştırılmış ve izlenebilir plastik atık değerli bir sanayi girdisidir. Petrol ve doğal gazdan yeni plastik üretmek yerine mevcut malzemeyi ekonomiye yeniden kazandırmak enerji tüketimini, karbon salımını ve hammadde ithalatını azaltabilir.

Bu açıdan bakıldığında atık ithalatı kategorik olarak yanlış değildir.

Sorun, geri dönüştürülebilir malzeme ile kirli, karışık, düşük kaliteli veya ekonomik olarak işlenemeyen atık........

© Forbes Türkiye