Biyopolitik İstismar ve Muhalifler İçin Psikiyatri Kılavuzu
Devleti yönetenlerin, gücü ellerinde tutmak için muhalifleri "akıl hastası" olarak etiketlemesi, psikiyatrinin siyasi amaçlarla istismarıdır. Bu durum, tıbbi bir bilim dalının siyasi baskı ve cezalandırma aracına dönüşmesini ifade eder. Tarih boyunca totaliter rejimler, kendilerine karşı çıkan sağlıklı insanları toplumsal alandan uzaklaştırmak için psikiyatri hastanelerini adeta cezaevi gibi kullanmıştır.
Bu konuda bilinen en yaygın ve sistemli istismar SSCB'de yaşanmıştır. Rejimi eleştiren muhaliflere, insan hakları savunucularına ve dini gruplara "yavaş ilerleyen şizofreni" (sluggish schizophrenia) teşhisi konmuştur. 1950’li yıllarda Sovyet psikiyatrist Andrei Snezhnevsky, Moskova Psikiyatri Enstitüsü’nün başına geçti. Snezhnevsky, şizofreni tanı kriterlerini inanılmaz derecede genişleten yeni bir sınıflandırma sistemi geliştirdi. Şizofreninin üç farklı biçimde ilerlediğini iddia etti: sürekli (continuous), nöbetler halinde (periodic) ve her ikisinin karışımı. Yavaş ilerleyen (sluggish) türünü, "sürekli" ilerleyen ama dışarıdan hiç fark edilmeyen sinsi bir alt tür olarak literatüre soktu. Stalin'in ölümünden sonra (1953 sonrası) SSCB, Gulag toplama kamplarını büyük oranda kapattı. Rejim, muhalifleri toplama kamplarına göndermek yerine "insancıl tedavi" adı altında akıl hastanelerine kapatmanın yollarını aramaya başladı. Snezhnevsky'nin teorisi bu siyasi ihtiyaca tam uyum sağladı. Uygulama üssü olarak Serbsky Enstitüsü kuruldu. Kağıt üzerinde Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir araştırma merkezi gibi görünse de, perde arkasında doğrudan KGB ve İçişleri Bakanlığı (MVD) tarafından kontrol ediliyordu. Kurban, Serbsky Enstitüsü'ne getirilir ve hücreye kapatılırdı. Dr. Lunts veya Dr. Georgi Morozov başkanlığındaki komisyon, hastayı birkaç dakika "muayene" ederdi. Kurbanın rejim karşıtı fikirleri, "sinsi şizofreninin yarattığı reformizm sanrıları" olarak kayda geçirilirdi. Serbsky'deki komisyon raporu imzaladığı an, kurban bir "sanık" olmaktan çıkar, "hasta" ilan edilirdi. Böylece kişinin mahkemeye çıkma, kendini savunma, avukat tutma ve ailesiyle görüşme hakkı elinden alınmış olurdu.
Raporun en ölümcül kısmı buydu: Normal bir mahkeme mahkuma 3 yıl, 5 yıl gibi belirli bir ceza verirdi. Ancak Serbsky, kişiyi "toplum için tehlikeli ve iyileşene kadar tecrit edilmesi gereken hasta" olarak tanımladığı için, esaretin süresi ucu açık bırakılırdı. Birey, "tıbben iyileştiği" kabul edilene kadar (yani fikirlerinden vazgeçene kadar) ömür boyu hastanede tutulabilirdi.
Psikhushka (Rusça: психушка), Sovyetler Birliği'nde (SSCB) akıl hastaneleri için kullanılan argo bir kelimedir.Klinik bir ihtiyaç olmamasına rağmen, muhaliflere çok yüksek dozlarda psikotrop ilaçlar verilirdi. Bu ilaçlar kalıcı el titremelerine, kas kasılmalarına, sürekli uyku haline, konuşma yetisinin kaybına ve zihinsel uyuşukluğa neden olurdu. Mahkumlar bu durumu "canlı cenaze gibi yaşamak" olarak tanımlamıştı.
Psikhushkalardaki esaretin en korkunç yanı, ucunun açık olmasıydı. Mahkumlar ancak "rejimi eleştirmenin bir akıl hastalığı olduğunu kabul ettiklerinde" serbest bırakılma şansı yakalayabiliyorlardı.
Bu çarkın içinde akıl sağlığını korumak ve hayatta kalmak için Vladimir Bukovsky ve psikiyatrist Semyon Gluzman gizlice bir rehber hazırladı: "Muhalifler İçin Psikiyatri Kılavuzu". Bu yeraltı metninde (Samizdat) muhaliflere şu tavsiyeler veriliyordu:
Psikiyatristlerle asla ideolojik, felsefi veya siyasi tartışmalara girmeyin.
Size sorulan sorulara olabildiğince basit, sıradan ve apolitik cevaplar verin.
Siyasi fikirleriniz sorulduğunda, "Bu konularla artık ilgilenmiyorum, sadece işime/aileme odaklanmak istiyorum" diyerek taktiksel geri adım atın.
Semyon Gluzman, Sovyet cezalandırıcı psikiyatri sistemine içeriden meydan okuyan en cesur tıp insanlarından biridir. Genç bir psikiyatrist olarak rejimin sahte teşhis mekanizmasını bilimsel verilerle çökertmiş, bu başkaldırısı nedeniyle kendi meslektaşları ve KGB tarafından çok ağır şekilde cezalandırılmıştır. 1970'lerin başında Kiev'de genç bir psikiyatrist olan Gluzman, Sovyet rejiminin tıp etiğini nasıl çiğnediğini yakından görüyordu. Dönüm noktası, eski Sovyet generali ve insan hakları savunucusu Pyotr Grigorenko'nun davası oldu. Rejimi eleştiren General Grigorenko, Serbsky Enstitüsü tarafından "Sinsi Şizofreni" teşhisiyle Taşkent'teki bir psikhushkaya kapatılmıştı. Amaç, saygın bir kızıl ordu generalini "deli" ilan ederek itibarını yok etmekti. Gluzman, resmi makamların izni olmadan General Grigorenko'nun tüm tıbbi geçmişini, adli raporlarını, yazdığı makaleleri ve mektupları gizlice inceledi. Gluzman, tamamen Batı tıbbı ve evrensel tanı kriterlerine dayanan bağımsız bir uzman raporu hazırladı. Raporun sonucu netti:
"Serbsky Enstitüsü’nün metodu bilimsel bir paradokstur. Eğer bir hastada hiçbir klinik şizofreni belirtisi yoksa ve siz buna 'sinsi şizofreni' diyorsanız, bu tıbbi bir teşhis değil, tamamen spekülatif bir damgalamadır. Klinik psikiyatri, gözlemlenebilir semptomlara dayanır; iktidara muhalefet etmek bir semptom envanteri olamaz. Psikiyatri tıbbın bir dalıdır, ceza hukukunun veya infaz sisteminin bir aracı değildir."
"Serbsky Enstitüsü’nün metodu bilimsel bir paradokstur. Eğer bir hastada hiçbir klinik şizofreni belirtisi yoksa ve siz buna 'sinsi şizofreni' diyorsanız, bu tıbbi bir teşhis değil, tamamen spekülatif bir damgalamadır. Klinik........
