Bir Ülkede Demokrasi Kültürü Gelişmezse
Demokrasi kültürüyle diktatörlük rejimi arasındaki en önemli farklardan biri de kişiler arasındaki güç aralığının fazla olmasıdır. Yani yöneten-yönetilen, amir-memur, işçi-patron, ebeveyn-çocuk, öğretmen öğrenci arasındaki iletişim her iki duruma göre farklılık gösterir. Demokrasi bilincinin gelişmiş olduğu yerde güç aralığı az olduğu için ast üstüne gereken durumu söyleyebilir. Diktatörlükte otoriteye kesin itaat vardır. Üstlerin yaptığı sorgulanamaz.
Bu durumun nasıl bir sonucu vardır? Diktatör kendini yarı tanrı gibi gördüğü için gerçeklerden kopar. Kimse ona gerçeği söyleyemez. Çevresindeki dalkavuklar Büyük İskender’i, “Sen Zeus’un oğlusun” diyerek bir yanrı tanrı olduğuna inandırmışlardı. İskender bir savaşta yaralanıp kolundan kan akmaya başlayınca dalkavuklarına bağırmış: “Hani ben Zeus’un oğluydum. Öyleyse bu kan niye akıyor?” Diktatörlerin gerçekle yüzleşmesi bir felaketle sonuçlanıyor ama iş işten geçmiş oluyor.
Demokrasi kültüründe herkes onurlu yaşam hakkına sahiptir. Kimse kimsenin kulu, kölesi değildir. Herkes özgürlük, adalet ve barış temelli bir düzende, kendini geliştirme hakkına sahiptir. Bu nedenle kişiler korkmadan yeteneklerini ortaya koyabilir. Bütün özgürlüklerin anası olan düşünce ve ifade özgürlüğü ile korkusuzca gerçekleri söyleyebilir. Böyle bir ortam huzurun, güvenin ve gelişmenin yolunu açar. Sorunlara çözüm üretme, gerçekle yüzleşme ve yaratıcılık konusunda kişiler yeteneklerini rahatlıkla kullanabilir.
Pınar Özkent Youtube kanalında Malcolm Gladwell’in Outliers-Çizginin Dışındakiler kitabını özetlerken, katı otoritenin ve sorgulamadan uzak olmanın başarıyı nasıl sekteye uğrattığını ve nasıl vahim bir sonuç doğurduğunu ilginç bir örnekle açıklıyor:
“2000........
