menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Anlam Sızısı: Krizin Benlik ve Kültüre Ait Görünümleri

18 0
19.01.2026

İnsan

eşref-i mahlûkatttr, derdi babam

bu sözün sözler içinde bir yeri vardı

(İsmet Özel)

“Hayatın anlamı” diye başlayan bir cümle sıradan bir merakın aksine ‘hayat’la ‘kendilik’ arasında açılan bir mesafenin göstergesidir. Genellikle derin düşünce ve içsel bir muhasebenin yansıması olan bu ifade, aslında ‘yaşanan’la ‘yorumlanan’, ‘olan’la ‘olması gereken’ arasındaki farkın yüzeye çıkmasıdır. Bu fark çoğu zaman düşüncenin ve yaşamın sınırlarında dolaşmayı, geçmiş ve gelecekten kopmuş bir ‘şimdiki an’da sıkışmayı anlatır. Bu aslında gündelik hayatın yeknesaklığını dağıtan bir zihin kamaşması, anlamı yoran bir zaman karmaşasıdır. Artık içine sürüklenilen mecrada varlık parçalanmış, rutinler ruhsuz tekrarlara dönüşmüş, ritimler nağmesinden ve ahenginden uzaklaşmıştır. Hayat şimdi ve burada bir tecrübe değil yaşantıdır sadece.

Bir gün sona ereceğini hep bildiğimiz ama hatırda tutmadığımız hayat, tam da olağan akışın duraksadığı yerde bir anlam krizi olarak bize döner. Bunun belli bir zamanı ya da dönemi yoktur; ufkun, ötenin ve ötekinin bize dokunduğunu, hatta bizi rahatsız ettiğini hissettiğimiz o en sahipsizlik ve yalnızlık anında çıkar. Günübirlik yaşantılardan derin tefekküre ya da tecrübeye fırsat bulduğumuz anlarda görünür, lakin durup sükût etmeye, düşünüp taşınmaya da pek imkân yoktur bugünün dünyasında.

Anlamı boşalan hayat, artık giderek ağırlaşan bir yük, çerçevesi kırılmış bir resim gibi üstümüzde ya da önümüzdedir. Benliğin ve kültürün, belirsizliğin ve amaçsızlığın uçsuz bucaksız okyanusu varlığın anlamını da yelken direği kırılmış bir tekne gibi sürekli yön değiştiren kriz dalgalarına teslim etmiştir. Egemenin küresel ruhuna ya da algoritmik siber otoriteye boyun eğmiş insan, artık otonom bir araçtan, dijital zincirlere vurulmuş bir “şey”den başka bir değere sahip değildir. Bir örümcek ağına tutulmuş gibidir, debelendikçe ağa yapışır, zamanı zemini kaybeder, varlığa ikamet edemediği için içe çöker ve bütün yollar tükenmiş bir kendiliğe çıkar. Bu savruluş, yalnızca bireysel bir ruh hâli değil; zamanla, mekânla ve başkalarıyla kurulan ilişkinin çözülmesidir. Her şeyin mümkün olduğu, ama hiçbir şeyin anlamlı olmadığı bir dünyada, yön duygusu da kaybolur. Bizi varlığın kozmik bütünlüğüne, varoluşun ufkuna katan ve bir alem tasavvurunda birleştiren bir hikayemiz yoktur artık; aslında bize irfanı ve hikmeti anlatan bir hikayeci de yoktur. Mesnevi orada öylece kalmış, Yunus ise sükût etmiştir.

“Anlam arayışı”, özünde hayatın sırf bir arzu ya da mutlak irade elinde gerçekleşmediğini hatırlatır. İrade, modern öznenin kutsal dayanağı olarak yüceltilmiş; fakat aynı zamanda ağır bir yüke dönüşmüştür. Anlamsızlık, bazen iradesizliği farketmenin acısıdır; bazen de tecrübeden ve aidiyetinden kopmuş bir iradenin nimet değil, devasa bir külfet oluşunu anlamanın yorgunluğudur. Bugünün siber aleminde birey, Chul Han’ın dediği gibi geçmiş dönemlere özgü “itaat eden değil, daha çok kendini sömüren” bir özneye dönüşmüştür. Her iki halin trajik birlikteliğidir mevcut durum; daha açık bir deyişle algoritmik iktidarın bireylerin kendilerini ifşasından alan kudreti ile ‘iradesizliği’; siber alemin sınırsız dünyasında ise sözde özgürlüğün ürettiği ‘dijital yorgunluğu’ deneyimliyoruz. Anlamı sorgulayan kişi, tam da bu tükenmişliğin içinden konuşur. Tükenmiştir, zira sistemin bir veri kaynağı derekesinde araçsallaşmış, şeyleşmiş ve ölçülebilir bir nesneye dönmüştür. Bir gayeye matuf yaşamı, kendine ait bir amacı yoktur.........

© Fikir Coğrafyası