Finansal serbestleşmeden fon krizine
Eylül ayında Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonu tasfiye etme kararı sonrasında gelişen fon krizi, Türkiye’nin finansal tarihi açısından önemli bir dönüm noktası olarak görülebilir. Bu gelişmeyi birkaç şirketin usulsüz işlemlerine indirgemek, Türkiye’de kırk yılı aşkın süredir devam eden finansal serbestleşmenin yarattığı sorunları gözden kaçırmak olur. Diğer yandan sadece firmaların yaptığı usulsüzlüklere odaklanmak, bu süreçte düzenleyici kurumların ve onların da bağlı olduğu ekonomi yönetiminin sorumluluğunu görmezden gelmek anlamına gelir. Bu nedenle, fon krizi bir yandan yapısal ve tarihsel bağlamıyla ele almak, diğer yandan da bu bağlamda sorumluların açığa çıkmasına çalışmak önemlidir. Bu yazıda konunun iki boyutuna da değineceğim.
Finansal serbestleşmenin dört aşaması
Türkiye’de finansal serbestleşmenin ilk aşaması, 24 Ocak 1980 kararları sonrasında faiz kontrollerinin kaldırılmasıyla başladı. Yetersiz denetim koşullarında hayata geçirilen bu süreç 1982 bankerler krizine uzandı. İkinci aşama, 1989’da sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesiydi. Kısa vadeli dış finansmana artan bağımlılık, 1994 ve 2001 krizlerinin temel kırılganlıklarından birini oluşturdu. Üçüncü aşamada, 2001 sonrasında bankacılık sistemi yeniden yapılandırıldı; sermaye piyasaları ile banka dışı finansal kuruluşların büyümesi teşvik edildi.
Bu kısa tarihsel özet, düzenleme ile serbestleşmenin birbirine karşıt olmadığını gösteriyor. Devletin kurduğu kurumlar finansal piyasaları denetlemekle görevlendirilirken aynı zamanda bu piyasaların genişlemesinin koşullarını oluşturdu. Hatta eksik düzenleme, piyasa işleyişinin koşullarının oluşmasını engelleyen bir faktör oldu. Ancak finansal piyasaların büyümesini teşvik etmekle yatırımcıları korumak arasındaki gerilim ortadan kalkmadı.
‘Mecbur yatırımcının’ yükselişi
2020 sonrasında dördüncü aşama başladı. Dijital yatırım kanalları yaygınlaştı, pandemi dönemindeki destekler, yüksek enflasyon ve düşük faiz politikası milyonlarca insanı borsaya yöneltti. Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre pay senedi yatırımcısı sayısı 2019 sonunda 1.2 milyonken 2023 sonunda 7.65 milyona ulaştı.
Müge Neda Altınoklu, yeni kitabı B Planı’nda bu süreci “telafi edici finansallaşma” olarak açıklıyor.........
