menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

2026’da emeğin durumu

59 0
03.05.2026

1 Mayıs 2026 geride kaldı ama 1 Mayıs’ın gösterdiği temel çelişki yerinde duruyor. Türkiye’de işçi sınıfının karşı karşıya olduğu sorun, sadece ücretlerin düşüklüğü değildir. Sorun, ücretlerin hayat pahalılığı karşısında erimesi, geniş tanımlı işsizliğin rekor düzeye çıkması ve istihdamın düşük ücretli hizmet alanlarına kaymasıdır. Bu tabloyu ağırlaştıran bir diğer unsur ise emek hareketinin pazarlık gücünün aşınması, örgütsel ve siyasal temsil kapasitesinin zayıflamasıdır. 

Bu nedenle 1 Mayıs vesilesiyle emeğin güncel koşullarına bakmak, sadece iş gücü piyasasındaki son verileri değerlendirmek anlamına gelmiyor. Aynı zamanda Türkiye’de uzun süredir inşa edilen otoriter emek rejiminin nasıl işlediğini de görmemizi sağlıyor.

İstihdamda sektörel kayma

Önce genel bir fotoğraf çekmek için güncel verilere bakalım.

Türkiye Ekonomi Politikaları AraştırmaVakfının (TEPAV) Ocak 2026 İstihdam İzleme Bülteni, kayıtlı istihdamdaki zayıflamayı açık biçimde gösteriyor. Ocak 2026’da sosyal güvenlik destek primi ödenenler dahil, toplam sigortalı çalışan sayısı yıllık olarak yüzde 1.6 artmış görünse de aylık olarak yüzde 1.6 azalarak 25 milyon 451 bine geriledi. Daha önemlisi, kayıtlı çalışan sayısı son altı aydır düşüyor. Sigortalı ücretli çalışanlarda da benzer bir görünüm var: Yıllık artış sürse de aylık bazda yüzde 1.9’luk bir gerileme yaşanıyor.

Bu zayıflama görüntüsünün altında, istihdamın bileşiminde önemli bir sektörel kayma var. İmalat sanayinde ve özellikle emek yoğun sektörlerde istihdam kayıpları daha yüksek. Ocak 2026 itibarıyla sigortalı ücretli çalışan sayısı imalat sektöründe yıllık yüzde 3.2 gerilemiş durumda. Alt sektörlere bakıldığında, giyim eşyaları imalatı 83 bin 176 kişilik kayıpla en fazla istihdam kaybeden sektör olmuş. Tekstil ürünleri imalatında da 44 bin 847 kişilik istihdam kaybı var.

Bu iki sektör, Türkiye’de uzun süredir düşük ücretli, emek yoğun ve ihracata dönük üretimin ana alanlarıydı. Şimdi bu alanlarda yaşanan daralma, sadece sektörel bir sorun değil. Aynı zamanda yüksek faiz, kredi daralması, reel kur baskısı ve iç talepteki yavaşlamadan oluşan istikrar programının işçi sınıfı üzerindeki etkisinin somut göstergelerinden biri.

Buna karşılık istihdam artışı daha çok hizmetler alanında yoğunlaşıyor. Perakende ticaret, sağlık hizmetleri, yiyecek-içecek faaliyetleri ve eğitim, en fazla istihdam artışı görülen alanlar arasında.

Bu tablo ilk bakışta iş gücü piyasasının dayanıklı kaldığı izlenimi yaratabilir. Ancak bu dayanıklılık aldatıcıdır. Çünkü istihdamın bileşimi değişiyor. İstihdam üretim alanlarından, daha parçalı, daha düşük ücretli ve daha kırılgan hizmet işlerine kayıyor.

Çalışırken yoksullaşmak

Bu kaymanın ücretler tarafındaki karşılığı da önemli. TEPAV........

© Evrensel