‘Ele verir talkını, kendi yutar salkımı’
Son birkaç gündür, Adem Metan’ın tweeti gündem oldu: “İsrail’de, Ensonhaber Yayın Yönetmeni İlyas Efe Ünal ile birlikte gözaltındayız. Yaklaşık dört saattir tutuluyoruz. Ne zaman serbest bırakılacağımız henüz belli değil” diyor.
Bu paylaşıma devlet kanadından tepkiler geldi hemen… Basın özgürlüğünden, gazetecilere dönük hukuksuzluktan, gazetecilerin mesleki faaliyetlerinden dolayı gözaltına alınmasının kabul edilemeyeceğinden söz eden paylaşımlar…
Hükümet Sözcüsü Ömer Çelik olayın, “basın özgürlüğüne saldırı” olduğunu söyleyerek, “Süreci yakından takip ediyoruz. Gazetecilere dönük hukuksuzluğun sona ermesini bekliyoruz” dedi.
AKP Başkan Vekili Efkan Âlâ “Gazetecilik faaliyeti suç unsuru olarak değerlendirilemez, gazetecilerin mesleki faaliyetleri nedeniyle özgürlüklerinden mahrum bırakılması kabul edilemez” dedi.
Bu paylaşımlar, “Ele verir talkını, kendi yutar salkımı” sözünü hatırlattı: “Başkalarına verdiği öğüdü kendisi tutmayan, üstelik de tam tersini yapanlar” anlamında… Yine halkımızın kullandığı bir söz ile yanıt verelim bu paylaşımlara; “Elin gözündeki çöpü görür, kendi gözündeki merteği görmez…”
Madem onlar görmüyor kendi gözlerindeki merteği, biz gösterelim…
Alican Uludağ, sadece biz meslektaşları ve okurları değil, deyim yerindeyse dünya alem biliyor ki, işini dürüstçe, ahlakıyla yapan gerçek bir gazetecidir.
Ama Alican, paylaşımlarında “cumhurbaşkanına alenen hakaret” ve “Yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçlarını” işlediği iddiasıyla 20 Şubat’tan beri tutuklu. Gözaltına alınış biçimi de ‘düşman hukuku’ işletir gibiydi… Çocuklarının gözü önünde, giyinmesini bile engellemeye kalkışarak. Tutanağa da utanmadan “yakalandı” diye yazıldı…
Kenan Şener… ANKA Ajansı Genel Yayın Yönetmeni ve Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri… Eminim bugün ‘suç’ diye gösterilen İncirlik Üssünden çok görüntüler göndermiş, yayın yapmıştır daha önce çalıştığı medya kuruluşları için. Körfez Savaşı ve ABD’nin Irak işgali sırasında gazetecilik yapanlar da bu üslere gitmiş, üsse inen, kalkan uçakları saymışlardı, arşivlerinde bu haberlerin görselleri duruyor.
Kenan için de ifade vermeye kendisi gittiği halde “yakalandı” dediler. İktidar kendinden olmayan gazeteciler için “hakaret” olmayan paylaşımdan ‘suç’ yaratır, ifade vermek için gideni “yakalandı” diye gösterir…
Nedim Oruç, Nadiye Gürbüz, Pınar Gayıp, Elif Bayburt, Müslüm Koyun, Alican Uludağ, Merdan Yanardağ, Cihan Berk, Ziya Ataman, Devrim Ayık, Hatice Çoban ve diğerleri… Dicle Fırat Gazeteciler Derneğinin şubat ayı raporundan… Sadece gazetecilik yaptıkları için halen cezaevinde olan 30 gazeteci…
Yazımı, sevgili meslektaşım, ÇGD Genel Başkanı Kıvanç El’in "Türkiye hava sahası nasıl korunuyor" başlıklı yazısında da yer verdiği, Anadolu Ajansı Kudüs Muhabiri Enes Canlı’nın sosyal medyadan yaptığı hatırlatmayla bitirmek istiyorum:
“Gazetecinin amacı haber yapmaktır, haber olmak değil. Sen başına gelenleri değil, gittiğin yerdeki durumu aktarmak için oradasın.
Gittiğin yer bir savaş bölgesi; Sheraton’a gelmiyorsun. Kimse seni sıcak havluyla karşılayıp bavullarını taşımaz. Gördüğün kötü muamele, eğer saldırı niteliği taşımıyorsa, haber değeri taşımaz.
İsrail’de asker, polis, sivil, yerleşimcinin tacizi, provokasyonu, kötü muamelesi; buna karşı direniş, gazetecilik cesareti denen mefhumların asıl örneğini Filistinli haberciler, Türk pasaportunun imtiyazı olmadan sergiliyor. Filistinli gazeteciler de kendi başına gelenleri değil, soydaşlarının yaşadıklarını dünyaya aktarıyor. Gazetecilik de budur zaten.
İsrail, Gazze’ye saldırısında bugüne kadar 250’den fazla Filistinli meslektaşımızı ve ailelerini; bazılarını da dünyanın gözü önünde öldürdü. Bu cümleyi defalarca oku; görevi için yaşamını verenleri, ailelerini kaybedenleri düşün. Yaşadıklarına bak, sonra hikayeni öyle anlat.”
