Cehennem çukuru, işgal keşifleri ve sayılar
Gözleri sinirden ve kederden dolu dolu, “Biz insan değil miyiz? Bu ülkenin yurttaşı değil miyiz?” diye atlıyorlar jandarmanın önüne. Akşamına gözaltına alınıp tutuklanmadan önce Esra Işık, aceleyle kamulaştırılacak alanda kaç ev, kaç zeytin var listesi hazırlamaya gelecek olanlara “Biz sayıdan ibaret değiliz!” diye bağırıyor. Kamulaştırma kararına karşı açılan davalar daha sürerken, Anayasa Mahkemesi'nde ve Danıştay'da dosyalar açıkken, bir sabah kimseye haber vermeden keşif heyeti gelivermiş. Karar gibi alelacele.
Cep telefonlarıyla kaydedilmiş görüntülerde köylüler, daha önce toprakları böyle sermaye için gasp edilmek istenenler gibi “İşgalci misiniz?” diye bağırıyorlar, “Savaşta mıyız? Savaşta olsak ancak böyle olurdu...”
9 Ocak 2026 tarihli cumhurbaşkanı kararı, Muğla, Milas'ta 4 milyon metrekareklik alana tekabül eden 679 parsel için “acele kamulaştırmayı” lafı hiç dolandırmadan “maden üretimine devam edilebilmesi için” diyerek gerekçelendiriliyor.
İHD İzmir Şubesi üyelerinden ve İkizköylülerin avukatı İpek Sarıca'nın açıklamalarında şurası mühim: Keşif ekibi 30 Mart'ta sabahın 7'si olmadan Milas Adliyesi'nin resmi aracıyla değil, üzerinde hiçbir işaret, amblem vs. olmayan sivil bir araçla yola çıkmış. Keşif tarihleri ve seçilen bilirkişiler avukatlara dahi bildirilmemiş. Alelacele, uydurulan hukuk kılıfının hiçbir yeri örtmediğinin bilgisiyle kaçak göçek.
Jandarma amiri köylülerin zorluk çıkarmasından yakınıyor ve “parsellerinin başında keşif heyetini beklemelerini” söylüyor. Zeytini, ağacı, havayı, ekolojiyi geçtik, ondan anlamıyorsunuz diyelim; düpedüz mülkiyet hakları gasp edilen insanların topraklarından kaç ağacın söküleceğini sayacak ekibi, yağmur altında hazırolda bekleyeceği bir senaryo var kafalarında.
Doymuyorlar. Limak ve İÇTAŞ'a ait maden, devasa bir alanı köylülerin andığı gibi zaten “cehennem çukuruna” çevirmiş durumda. Daha önce de köylüler topraklarını satmaya zorlandı, istimlaklar yapıldı, köylüler birbirine düşürülmeye çalışıldı. Susuzlukla cezalandırıldıkları vaki, bir sabah kalkıp evinin etrafını dikenli tellerle çevrilmiş bulan da oldu. Görüntüleri var; madendeki dinamitlemeler nedeniyle normal sayılan günlerinde de duvarlarını çatlatan, eşyaların uğultusunun evi sardığı sarsıntılar yaşıyorlar.
Zeytin sökülür mü, taşınır mı, yaşar mı mevzuu; Limak ve İÇTAŞ ortaklığındaki YK Enerji’nin hükümetten kopardığı “süper izin” sayesinde geçen Eylül ayında da gündeme gelmişti. Şirket 15 Ekim’de Milas’taki Yeniköy tesislerinde ağaçları yeni yerlerinde basın mensuplarına sunmak için bir toplantı düzenlemişti. Ekonomik ve siyasi nedenlerle gittikçe zorlaşan yerel habercilikte yirmi bir yıldır yıldır direten, İzmir merkezli Gazete Yenigün adına bu toplantıyı takip eden Nurcan Etik'in o güne dair izlenimleri etkileyiciydi. “Öteki” tarafta tüm bunların nasıl izah edildiğini aktaran Etik'in yazısının gücü, öncelikle gözlemle yetinmeyerek yönelttiği, cevapsız bırakılsalar da dillendirilmeleriyle kıymetli olan sorularından kaynaklanıyordu. İkinci neden de şirket adına alınan her sözün, kıyımın ve rant hırsının mekaniğine dair anlatacaklarının olmasıydı.
YK Enerji'ye ait binaya üç kapıdan giriliyormuş. Bunlardan birinin adı Topkapı, ikincisi Tuğra, diğeri ise Çırağan.
Üst mahkemelerden beklenen kararmış, keşifmiş, daha oralara gelmeden ekimde şirket temsilcileri 2038'e kadar KIRK SEKİZ BİN zeytin ağacını aşamalı bir şekilde sökeceklerini açıkça duyuruyordu.
YK Enerji temsilcilerinin bu toplantıyı düzenlemesinin nedeni olan, Akbelen’den taşınan 151 zeytin ağacının yeniden dikildiği alana götürüldüklerinde, Etik zeytinlerin durumuna dair izlenimini “yoğun bakımda” olarak aktarıyordu. 48 bin ağacın nereye, tam olarak kimin toprağına taşınacağı meçhul, vaat edilen gibi bir o kadar da yeni fide dikilecekse bunlar kimin olacak belirsiz. İstimlak bedeli ödense bile daldaki ürünün mülkiyeti sorunsalı için devlet eliyle bir kooperatif kurulması gibi bir fikir ortaya atılmış. Kim toplayacak? Köylüler. Taşınabilir zeytin projesiyle bilimde çığır açmaya odaklanmış Prof. Dr. Mücahit Taha Özkaya, niyeyse toplantıda zaten köylerin ihtiyar dolu olduğundan, zeytinin artık geçindirmediğinden bahsediyor.
Haktan hukuktan, etikten, bilimden, akıldan ve vicdandan uzak tam bir kapitalizm şöleni.
Esra Işık'ın ailesi 2017'den beri süren direnişte üç kuşak olarak yer alıyor. Annesi Nejla Işık, 31 Mart yerel seçimlerinde İkizköy muhtarı da seçilmişti. Esra tutuklanırken, yani evin boş olduğundan emin olunan bir anda yapılan keşifle aileye ait birtakım taşınmazlara kamulaştırma kararı çıktığı haberi, hukuk skandallarına eklendi.
“Esra Işık yalnız değildir” vurgusunu, köylülerin dillerinden düşürmediği “Tüm Türkiye Akbelen olacak” uyarısıyla duymak lazım bugün. Herkesin sayıya indirgendiği, temel kişi haklarının rant için yok sayılabileceği, yılların emeğiyle edinilmiş mülklerin bir sabaha karşı ucube bir kamu yararı gerekçesiyle elinizden alınabileceği hakikati, yakında patlayan dinamitler gibi evinizi sarsıyor. Cehennem çukuru dibinizde.
Nurcan Etik'in yazısı için: https://bit.ly/4cnAJLy
