menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Münferit” diye bir şey yok, “güvenlik” o değil

25 0
18.04.2026

İki gün üst üste okullarda toplu katliam yaşanmış, hükümet nezdinde yetkili her ağız, birlik talimatı almışçasına hadisenin “münferit” olduğunu beyan ediyor. “Bireysel” diyor diğeri. Sakin olun, yaşananların birbiriyle bağı yok! Geleceğe kalmadan, daha bugün sizi yanlışlamış. Sadece Urfa'daki katliamın ertesi gün Maraş'takine doğrudan etkisi ihtimali değil, çok açık ki okullarda, sokaklarda, evlerde, iş yerlerinde, dağlarda ve ormanlarda, her yerde yaşananın birbiriyle bağı var.

Daha bir gün önce OECD ülkeleri arasında 30 yaş altı nüfusun mutluluğu kriterinde Türkiye'nin en dipteki yeri konuşuluyordu. Üstelik endeks 2021-23 yılları arasına dayanıyor; sonrasında her bir kriz daha da derinleşti.

Bugün toplumun tüm kesimlerine sirayet eden ama gençlerin daha kesif yaşadığı umutsuzluk ve geleceksizlik, sadece nerede çalışacağını, nasıl geçineceğini bilememek gibi somut ve haklı kaygılardan kaynaklanmıyor. Asıl, geleceğini inşa edebileceğine dair irade hissedememek ağır basıyor. Kendi hayatından dışlanmaktır bu. Borçlu, kaygılı ve bu gidişatı değiştirmeye dair inanç taşımayan bireylerin inşasıyla işleyen bu neoliberal hegemonyada kendini nasıl var hissedebilirsin? Bunun yollarını çaresizce etrafından kopyalayan gençler ne kadar suçlanabilir? Zorbalıkla, erkeklikle, güçlüye yamanarak, şiddete yaslanarak, etik ve erdemden yoksunlukla ancak ayakta durulduğunu görüyorlarsa, kolektif tahayyül esir alındıysa, mesele oynadıkları oyunlar değil, nefes aldıkları hayatın ta kendisidir.

Eğitim alanında çalışan ya da lise (hatta ilköğretim) düzeyinde bir gence yakın olan çok kişi akran zorbalığının gerçek boyutlarını anlatır size. Birbirine yakın yaşlardaki gençlerin, çocukların, hayatı öğrendikleri çağda kendilerini benzerlerinden ayırma yolu olarak şiddeti seçmesi de “dışarıdaki” zorbalığın yansıması. En uyduruk koltuk sahibi oluverenin, arabası diğerleriyle aynı şeritte gitmesin, halkla aynı kapıdan geçmesin istediği bir ülkede, yetki kırıntısıyla yaşanan güç zehirlenmesinin, mafya usullerinin gündelikleştiği bir toplumsallıkta zorbalık; sınıf ve statü atlamanın kriteri çünkü. Diğer yandan yoksulluk ve güvencesizlik arttıkça çeteleşmek iyiden iyiye bir güvenlik ihtimali gibi beliriyor gençler için. Kendimi ancak böyle koruyabilirim diye düşünüyorlar ya da beni ancak bunlar korur.

Çocukların ve gençlerin silahlara erişimi başlı başına bir sorun fakat mesele sadece okul tarandığında görünür olmuyor. İdeolojik açıdan araçsallaştırılmış, bu ideolojik dayatmayla ticarileşmesi daha da artmış, istikrarsız, gittikçe bilimden uzaklaşan bu eğitim sisteminde her nevi soruna rağmen hevesini korumaya çalışanlar var ve ne yazık ki birçok genç okullarda günlük hayata yayılmış bu psikolojik şiddetin, bu sosyal dışlanmanın sonucunda okuldan uzaklaşıyor. Buna maruz kalanların ebeveynleri kadar, “zorbalaşmış” çocukların ebeveynleri de nerede duracaklarını, nasıl davranacaklarını bilemez halde. Kamuda ve özelde güvencesiz, esnek çalışma koşullarına rağmen mesleği sevmekte direnen öğretmenler için bu şiddet baş edilebilir boyutlardan çıkmış durumda.

Bu sadece militer bir güvenlik meselesi olarak alındığında okul kapılarına özel tim yığmanın bir çözüm olduğuna inanabilirsiniz. Okul binasına silah sokulmasın diye konacak o x-ray'ler, silah getiren o çocuğun ertesi günü için ne gösterecek? Daha ağır, daha da ağır cezanın geleceği yer meydanlarda idam mı olacak?

Ne kolay geliyor: Şak o dersi koyarız böyle gençlik yaratırız, şuk şunu yasaklarız, kesilir. Özensiz, hoyrat, şuursuz. Sosyolojiyi, psikolojiyi, psikiyatriyi hesaba katmayan, insanı katmanlı ve teşekküllü yapısıyla görmeyen bu zihniyetin çocuklara, haklarına ve varlıklarına saygı duymasını beklemek gerçekçi değilse de talep etmekten vazgeçmeyeceğiz.

Evet, bir güvelik sorunu var. Bir insan kendini ne zaman güvende hisseder? Dibinde duvarlar yükseldiği, kapısında muhafızlar beklediğinde değil, neyin neye yol açacağını öngörebildiğinde, her an çok başlı bir kaygı yumağıyla, tetikte yaşamadığında güvendedir. Dışlanmadığı, değersizleştirilmediği, arzularını tanıyabileceği ve geliştirebileceği yerdir orası. Keyfiliğin, kuralsızlığın, hukuksuzluğun hakim olmadığı, her şeyin satılabilir ve satın alınabilir görünmediği bir toplumsal düzendir bunu sağlayacak olan.

Hiçbir şey münferit değil, ikinci katliamla aynı gün Mersin'de, ertesi gün Zonguldak'ta silahla okula girme teşebbüsleri yaşandı. Aynı gün Balıkesir'den MESEM kapsamında çalıştırılan 15 yaşındaki bir gence cinsel istismar uygulayan patronun, yakalama kararına rağmen elini kolunu sallayarak gezebildiğinin haberi geldi. Gülistan Doku'nun ölümünden sorumlu olanları altı yıldır koruyan neyse bu katliamlarla ilgisi var; ertesi gün ölü bulunan kadınların, aynı gün bahçelerine el konmasın diye iş makinelerinin önüne atlayan insanların... Topluca öldürülen köpekler, her gün işe giderken kendini metroların, trenlerin önüne atanlar, rant için gözden çıkarılan ormanlar, intihara sürüklenen translar, gökkuşağı görünce dahi bulanan o mideleriniz, hepsi birbiriyle bağlı. Üniversitelere sokulan palalarla, hastanelerdeki şiddetle, siyasete hakim olan düşmanlık diliyle, oy vermeyenden tiksinen o meymenetsiz suratlarla ilgisi var. Her an tutuklanabilir, değer verdiği neyse gasp edilebilir, malına mülküne el konabilir, her an ama her an öldürülebilir hissettirdiğiniz bu halk güvende hissetmiyor. Hiçbir şey münferit değil. Bunu örtmek halka yanıltıcı bilgi vermektir.


© Evrensel