Kiraz mevsimi
Her bir yanı ayrı bir güzellik taşıyan “tanrıların dağı İda”nın, Kaz Dağı’nın en güzel yerlerinden birisi olan Ayazma Tabiat Parkı’na geçtiğimiz günlerde, bir öğle sonrası gittik. Avustralya’dan gelen misafirimizin öğleye kadar uzaktan çalışmasının bitmesini bekledik. Onun işinin bitimi sonrası iki araç ile yola düştük. Bayramiç’in kenar mahallelerinden geçip girdiğimiz yolun iki yanı yemyeşil ormanlar, bahçeler, tarlalar ve bodur tepelerle kaplıydı. Yol, Tabiat Parkı girişine birkaç kilometre kala devam eden genişletme çalışmasını saymazsak, dar ama arada manzaraya dalıp gitmenize bile izin veren, trafiği az olan bir yoldu. Yol boyunca gözümüze sağlı sollu meyve bahçeleri ve en uç dallarına kadar yüklü kiraz ağaçları çarptı çoğunlukla. Gidiş geliş tek şeritli yolun genişleyen kısımlarına köylüler derme çatma tezgahlar açarak kiraz, çilek, domates, bakla, salatalık gibi kendi yetiştirdikleri ürünleri satıyorlardı.
Geyikli Dalyan’dan bir saatlik bir sürüşün ardından Ayazma Pınarı Tabiat Parkı’nın giriş kapısına geldik. Upuzun çınar ve çam ağaçlarının gölgelediği Tabiat Parkı giriş kapısında bizi genç bir görevli durdurdu. Araç başına 185 liralık otopark ücreti ödedikten sonra içeriye girdik. Girişte kesilen biletler yakınlardaki Evciler Köyü Muhtarlığının kasasına gidiyormuş. Kapıdaki 20-25 yaşlarında gösteren genç görevli de bu köylülerden birisiydi.
Öğleden sonra geldiğimizden mi, hafta için olduğundan mı ya da turizm mevsimi buralarda daha başlamadığı için mi son derece sessiz, sakindi Ayazma. Bir iki aile, kayaların arasından akıp, küçük bir çağlayandan zıplayarak köpüre köpüre mavi-yeşil bir gölcüğe düşen derenin kenarında, ahşap kameriyelerdeki masalara oturmuş, dinleniyor, bir şeyler yiyip içiyordu. Mangal yakmanın yasal olduğuna dair birçok yerde bilgilendirme tabelaları asılı olmasına rağmen alabalık tesislerini geçtikten sonra, otoparkın hemen karşısındaki tepede, çamların arasında “illa da mangal”cılar için küçük barbekü benzeri bacası, ocaklığı olan yerler vardı. Birkaç kişi de burada bol dumanlı mangallarını yelliyordu.
Biz, mangalla falan uğraşmadık. Bu güzelim ormanın içinde, tertemiz havayı ciğerlerimize doldurduk. Buz gibi suyun kenarındaki masalarımızda yanımızda getirdiğimiz yiyecek, içecekler ve küçük piknik tüpünde demlediğimiz çay bize yetip de artmıştı bile.
Yemekten sonra ahşap korkuluklar ve merdivenleri takip ederek dere boyunca kısa bir yürüyüş yaptık. Onlarca metre uzunluktaki yaşlı........
