Pelé ve Garrincha’nın kemikleri sızladı
Brezilya’nın Norveç karşısındaki yenilgisini, turnuva futbolunun alışıldık sürprizlerinden biri gibi anlatamayız. Çünkü sahada yaşanan şey, güçlü bir takımın kötü gününe denk gelmesi ya da favorinin tek maçlık bir kazaya uğraması değildi. Daha derinde, futbolun hiyerarşisinde sessizce değişen bir yer vardı. Brezilya, yıllarca rakiplerinin karşısına ismiyle, formasıyla, geçmişiyle çıkan bir takımdı. Bu kez ise bu ağırlığı taşıyan taraf Norveç gibiydi. Sahaya daha berrak bir fikirle çıkan, topa daha güvenli davranan, ne yapacağını daha iyi bilen takım onlardı.
Norveç, Brezilya’yı yenerken maçın uzun bölümlerinde onu kendi çizgisinden uzaklaştırdı. Brezilya’nın hücum edeceğini, oyunu almak isteyeceğini, Norveç savunmasını geniş alanlarda yakalayacağını düşünenler daha ilk dakikalarda başka bir tabloyla karşılaştı. Top Norveç’in ayağında kaldı, baskıyı Norveç yaptı, oyunun yönünü Norveç belirledi. Brezilya ise kendi yarı sahasında bekleyen, fırsat kollayan, rakibin hatasından çıkış arayan bir takıma dönüştü.
Brezilya’nın geriye çekilişi
Carlo Ancelotti’nin Brezilya’sı turnuva boyunca daha temkinli, daha hesaplı, daha az gösterişli bir çizgideydi. Fakat Norveç karşısında bu planın sınırları çok daha çıplak göründü. Brezilya’nın geriye yaslanması bir strateji olarak anlaşılabilirdi; futbolda favori takımların da geçiş oyunu üzerinden maç kazanması yadırganacak bir şey değil. Sorun, Brezilya’nın bunu yaparken oyunun geri kalanını neredeyse Norveç’e bırakmasıydı. Savunma hattı fazla derinde kaldı, orta saha topun arkasında bekledi, ön tarafta Vinicius ve Cunha’nın koşuları maçın ana çıkış yolu haline geldi.
İlk yarıda Brezilya’nın tehlikeli olduğu anlar yine bu geçişlerden doğdu. Matheus Cunha’nın tek dokunuşları, Martinelli’nin merkeze yönelişleri, Vinicius’un açık alandaki sezgisi Norveç savunmasını birkaç kez yakaladı. Bruno Guimarães’in penaltısı gol olsa maç başka bir yere akabilirdi. Ama o an, Brezilya’nın bütün maçtaki halini de özetledi. Büyük fırsat geldi, Brezilya onu değerlendiremedi; hemen ardından oyunun kontrolü yeniden Norveç’e geçti.
Ancelotti’nin takımı topu kazandığında birkaç saniyeliğine parlıyor, sonra tekrar bekleme haline geri dönüyordu. Brezilya gibi bir takım için en çarpıcı görüntü buydu: Maçın yönünü değiştirmek için kendi oyunundan çok rakibin yapacağı hataya ihtiyaç duyması.
Norveç’in korkusuzluğu
Norveç’in yaptığı iş, romantik bir başkaldırıdan ibaret değildi. Stale Solbakken’in takımı sahaya yalnızca cesaretle çıkmadı; cesaretini taşıyacak oyuncu kalitesine de sahipti. Martin Odegaard oyuna akıl verdi, Sander Berge ve Patrick Berg orta sahada Brezilya’nın nefes alacağı bölgeleri daralttı, Alexander Sörloth fizik gücüyle savunmayı yıprattı, Antonio Nusa ve ardından Andreas Schjelderup ile Oscar Bobb oyuna hız ve yaratıcılık ekledi. Norveç artık sadece Erling Haaland’ın bitiriciliğine bakan bir takım değil. Haaland elbette en görünür simge, ama onun çevresinde topu saklayabilen,........
