Kaybetmenin erdemini özümseyebilsek
Futbolun, tamamen rekabet ve kazanma odaklı bir etkinlik haline gelmesiyle birlikte, oyunun özündeki sportif değerler neredeyse tamamen unutuldu ve oyun yeni bir kültürün hakimiyetine geçti.
Bu kültür, hayatla en güçlü bağını taraftarlık aidiyeti üzerinden kuran, tuttuğu takım kazanınca bütün eksikliklerini, ezikliklerini bu başarıyla aştığına ya da aşabileceğine inanan, tuttuğu takım kaybedince ise çok büyük hayal kırıklığı ve öfke yaşayan insanlar üretti, üretiyor.
Böyle insanların hızla çoğalması futbolu, din ve milliyetçilik olgusunun ardından kitlesel histeri yaratabilecek potansiyeline sahip üçüncü toplumsal fenomen haline getirdi.
Ülkelerin, Dünya Kupası’na katılma hakkı elde etmesinin ya da kupada bir üst tura yükselmesinin ardından düzenlenen sevinç gösterilerinde adeta hipnotize olmuşçasına şuursuzlaşan insanların pervasızca çevreye, canlılara, doğaya karşı suç sayılabilecek birtakım eylemlere girişmesi bu anlamda ciddi bir gösterge...
Futbol kültürü “mutlak kazanmacı” anlayışın etkisiyle özellikle son yıllarda büyük bir değişime uğradı.
Bu kültürde kazanmak öylesine önemsendi ve yüceltildi ki kaybetmek, sahadan yenik ayrılmanın ötesinde çok büyük bir ayıp şeklinde algılanır ve “rezillik”, “rezalet”, “utanç” gibi aşağılayıcı ifadelerle yorumlanır oldu. Beraberinde kaybedenin, taraftarlardan özür dileme ihtiyacı hissetmesi gibi bir garabet alışkanlık doğurdu. Evet futbol, kültürel açıdan hızla sportif........
