Sanık ve savunma
Pazartesi günü İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) duruşmasının ikinci etabı başladı. İlk etapta sanıklar hakkındaki iddialar ve onların savunmalarından çok usul tartışmaları gündeme geldi. Sanık ile savunmanı konuşabilir mi? Sanık yakınına el sallayabilir mi? Sanık usule ilişkin söz isteyebilir mi? Hakim, sanığa nasıl hitap eder? Bütün bu soruların cevabı adil bir yargılama yapılıp yapılmadığında, yargı sisteminin adil olup olmadığında yatıyor.
Bugün hukukçu olmasanız dahi filmlerden biliyorsunuz. Dünyanın her yerinde sanık ve savunma, duruşma salonunda yan yana oturur ve duruşmanın düzenini bozmamak şartıyla duruşma sırasında birbiriyle konuşabilirler. Başka türlü savunma düşünülemez. Ama bizde düşünülmüş. Sanık ile avukatı arasında (İBB duruşma salonunda olduğu gibi) bazen onlarca metre mesafe olur. Gerçi hukuk ve idare mahkemelerinin duruşmalarında davacı-davalı ile avukatı yan yana oturur.. Ceza davalarında daha o seviyeye gelinememiştir. İddia ile savunma bile daha aynı seviyeye gelememiştir. Kadı sistemi ceza davasında cumhuriyet devrinde tam kaldırılamamıştır. Halifeliğin kaldırılıp Diyanet İşleri Başkanlığının getirilmesi gibi.
Bizde en ilerici bilinen hukukçular dahi yargı sisteminde reform tartışmalarında bu sistemin dışına çıkamıyor. Örneğin jüri sistemini savunamıyorlar. Neden? Çünkü çoğunluk gerici imiş, halktan jüri oluşturursan gericiler kararlarda etkin olurmuş! Çok şükür şimdi ilericiler yargı sistemimize egemen, onlar kararlarda etkin oluyor! Biz de her gün adil yargı diye feryat ediyoruz. Artık savcı ile avukatın oturma yeri eşit olsun, savcılar adliye dışına taşınsın bile diyen yok. Barolar, üniversiteler mevcut yargı sisteminden pek memnun. Böyle sistemde böyle duruşma olur. Sanığa “Dostlar alışverişte görsün” babında söz verilir modern hukukumuzda. Yargıcın kafasında daha duruşma başlamadan karar bellidir. Duruşma salonunda bir tiyatro oynanır. Yüce devletimizin yüce yargıç babası sizin için en adil kararı verecektir o tiyatro salonunda.
Önceki gün 16 Mart Katliamı’nın 48. yıl dönümü idi. O yüce adaletimiz 48 senedir katliam sanıklarını bulup (Ya da duruşma salonuna getirip) yargılamamıştır. Ama yargılanamayan katliam sanıklarının kahramanlık filmleri yapılmıştır. Binlerce faili meçhul cinayetin failleri yıllarca süren dizi filmlerinin olumlu kahramanları olarak sunulmuştur halka.
Yargı konusu da başka pek çok şey gibi çarpıtılmıştır egemen siyaset tarafından. Kişisel bir mesele gibi kavratılmıştır insanlara. Mahkemeye düşmezsen (yani yaşamazsan) hiçbir şey olmaz. Mahkemeye düşersen katlanırsın olacaklara. Oysa yargının adil olması meselesi de diğer birçok konuda olduğu gibi hayati bir meseledir. Sıra sana gelene kadar sessizce seyredersin uzaktan sonra sıra sana gelince “adil yargı” diye feryat etmenin fazla bir faydası olmaz. Onun için zaten “Susma sustukça sıra sana gelecek” sloganı haykırılmaktadır. Hatta bir zaman iktidar olmak dahi kurtarmaz seni o sıradan. Adnan Menderesler gibi, FETÖ’cüler gibi yargıç iken sanık olan çok insan görülmüştür bu topraklarda.
İBB davasında da, 16 Mart Katliamı davasında da adalet siyasi mücadele sonucu elde edilecektir. Nihayetinde adil yargılanma hakkı yargılamanın gerçekten halk adına halk tarafından yapıldığında sağlanacaktır.
