menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Barbarlığın yalanla sarındığı çürümüş bir sistem

28 0
12.03.2026

Amerikan gazetelerinden birinin tuttuğu çeteleye göre Trump günde ortalama 21 ila 27 arasında yalan söylüyormuş. Son dönemlerde, özellikle de İran’a yönelik yağma-yıkım savaşı dolayısıyla ABD’li yöneticilerin yalan üretme ve yayma kabiliyetleri daha da artmış görünüyor. Yalan, burjuva emperyalist dünyanın her bir ülkedeki hakim güçlerinin yönetim politikalarında, iç ve dış cephanelik mühimmatı arasında en önemlilerinden biridir. Anımsanacaktır: Bush’un “fino köpeği” olarak işaret edilen Tonny Blair adlı İngiliz Başbakanı, iki binli yılların başında, “Saddam’ın kimyasal silahları bulunduğunu, ellerindeki füzelerin İngiltere’yi ve ABD’yi vuracak kapasitede olduğunu” tespit ettiklerini söyleyerek Bush çetesini Irak’ı işgal ve harabeye çevirmeye kışkırtmış, sonrasında ise bunun tümüyle yalan olduğu açıklanmıştı. Yalan uzmanlığında, Nazi kıtalarının önemli yöneticileri arasında yer alan Goebels’in adı o zamandan bu yana başlarda yazılageldi. Günümüz dünyasında onu geçenlerin sayısı artmış olmalıdır. Testereci Milei, İran savaş gemisini tatbikata davet edip sonra bombalamaları için konumunu ABD’ye bildiren Modi, işgalci katil Netanyahu, ulusun çıkarlarını temsil ve koruma için çalıştıklarını söyleyen burjuva devlet yöneticileri, uzman yalancılar arasındadır. AKP öncesinde Türkiye’de traktör olmadığı, yine AKP öncesinde okullarda tuvalet bulunmadığı türü açıklamalar da bu sahada yer alırlar. Bir sistemin temsilcilerinin yalana ihtiyaç duymalarının onların gücünün mü, güçsüzlüklerinin mi göstergesi olduğu üzerine felsefi, sosyopsikolojik ve politik analizler yapılabilir, ama burada sorun bu değil. Burada belirtmemiz gereken, bir ülkeyi yönetenlerin yalancılığının temsil ettikleri sömürü ilişkilerinin içerdiği daha tümel ahlaksızlığın göstergeleri arasında olduğudur. Kapitalist emperyalist dünyanın, sisteme ilişkin tüm karakteristik özellikleriyle gösterdiği, aşırı çürümüşlüğüdür. Bu çürüme, toplumları tüm kurum, unsur ve yaşayanlarıyla erozyona uğratmıştır ve uğratmaktadır. Yıkıcı savaşlar bu çürümenin hem ürünü hem de daha fazla zehir üretip daha boğucu hale gelmesinin araçlarıdır.

Emperyalist güç mücadelelerinde askeri biçimlerin giderek daha sık gündeme geldiği bir dönemdeyiz. Tekelci sermayenin çıkarlarınca belirlenen........

© Evrensel