Bir bilge insan, bir masa ve şehrengizi…
Ağustos’un ikinci yarısı. Haftanın üçüncü günü. Saat 16.00 suları. Akasya ağaçlarının altında dört kişilik bir masa. İkindi vakti. Gedavet rüzgârı esmeye başlıyor. Hz. Pir’in sık sık kullandığı Aşk (Aşkan) yolunun sonundayız. Başımızın üstündeki ağaçlardan dökülen çiçekler, masanın üzerini yavaş yavaş kaplıyor.
Karşımda; sekseni devirmiş ama yaşadıkları ve tecrübeleriyle adeta yüz seksen yıllık bir hikâyesi olan bilge bir insan var. Tevazuda ve kibarlıkta üstüne yok. Ağzından çıkan her kelimenin bir hikâyesi, her cümlenin ayrı bir ruhu var. Onu dinlerken insanın soru sormaya bile cesareti gelmiyor. Sadece dinlemem gerekiyor.
Bir an dalıyorum. Belki bir saniye… Karşımda adeta Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi Efendi’yi görüyorum. Devamında, Filibeli’nin “Hayalin Derinlikleri”, yani A’mâk-ı Hayâl eseri ve eserin kahramanları Aynalı Baba ile Raci geliyor aklıma. İrkilip kendime geliyorum.
Masanın üzerinde; iki fincan kahve, iki su, küçük bir kutu Endonezya tütününden yapılmış puro, bir not defteri ve kalem… Ayrıca ciltli, koyu kahverengi kapaklı “Karaman Şehrengizi” adında bir kitap duruyor.
Bilge insanla, Balkanlar’daki Türk ve akraba toplulukları hakkında üzerinde çalışmayı düşündüğü bir proje için buluşmuştuk.
Konuşmamıza Batı Trakya’dan mı, yoksa........
