Çizilmeyen Evler
Bazı insanlar ev çizmeye çocukken başlar. Çizerken bazıları kapıyı unutur, bazıları bacayı. Yetişkin olduğumuzda ise artık ev çizmeyiz; şehir seçeriz. Çocuk resimlerindeki kapısız evler gibi, bazı şehirler de insanın içindeki boşluğu ele verir. Çünkü büyüdüğümüzde kalem elimizden alınır ama semboller kaybolmaz; sadece davranışa, mekâna ve dile sızar. Psikolojide buna sembolik süreklilik denir. Bu konuda yazmak istedim çünkü çocukların resimlerde çizdiği evlerde yetişkinler yaşıyor; farkındalık ise çoğu zaman o evlerin içinde eksik kalan, görünmeyen duvarları anlamanın tek yolu oluyor.
Bir evin içini anlamak için kapıya bakılır. Kapı, çocuk resminde olduğu kadar yetişkin ilişkilerinde de psikolojik sınırların göstergesidir. Kapı yalnızca bir giriş değildir; ulaşılabilirliktir. Çocuklar bunu bilir. Kapı kolunu çizmeyen bir çocuk, içeri girmenin mümkün olmadığı bir dünyayı anlatır. Yetişkinlerse kapı kolu çizmez; geç cevap verir, mesafeli konuşur, davet eder gibi yapıp eşiği belirsiz bırakır. Kapı vardır ama nasıl açılacağı bilinmez. Bu yüzden bazı evler korunaktır, bazıları ise yalnızca barınaktır. İçeride ışık yanar ama sıcaklık yoktur.
Pencereler de böyledir. Çocuk resminde pencere, dış dünyayla temastır; yetişkin hayatında ise ne........
