Nerde o eski Ramazanlar?
Bir zamanlar Ramazan, sadece takvim yapraklarında yer değiştiren bir ay değildi.
Hayatın ritmi değişirdi.
Sokakların sesi, sofraların bereketi, insanların birbirine bakışı bile farklı olurdu.
Şimdi ise çoğu kişinin dilinde aynı cümle: “Nerede o eski Ramazanlar?”
Eskiden Ramazan, mahalleyle birlikte yaşanırdı.
İftar saati yaklaştığında pencerelerden yayılan yemek kokuları birbirine karışır, çocuklar sokakta son oyunlarını oynar, büyükler sofraya son dokunuşları yapardı.
Televizyonun karşısında değil; aynı sofranın etrafında toplanılırdı.
Bir tabak çorba, bir hurma ve samimiyet… Bereket dediğin biraz da buydu.
Davulun sesi uzaktan duyulurdu.
Ramazan davulcusu sadece sahura kaldıran biri değil, mahallenin bir parçasıydı.
Kapıya bırakılan bahşiş zarfları, içten edilen dualar… Hepsi küçük ama anlamlı ayrıntılardı.
Şimdi çoğu apartmanda davul sesi ya hiç yok ya da şikâyet konusu...
Apartman kültürü eski zamanları aratır hale geldi...
Şimdi ise hayatın hızı, mesai saatleri, trafik, ekranlar…
Elbette zaman değişiyor. Şehirler büyüyor, alışkanlıklar dönüşüyor.
Ama belki de özlediğimiz şey Ramazan’ın kendisi değil; o günlerdeki insani sıcaklık.
Paylaşmanın daha doğal, komşuluğun daha canlı, sofraların daha sade ama daha anlamlı olduğu zamanlar…
Bugün hala mümkün aslında...
İftara bir komşuyu davet etmek, ihtiyaç sahibine görünmeden destek olmak, ailece aynı masada telefonsuz bir saat geçirmek…
Ekonomik sıkıntılardan kaynaklı sorunları saymıyorum bile...
İnsanlar hayat telaşı arasında eski alışkanlıklarını ne yazık ki unuttu...
Eski Ramazan’ı aramak yerine, yeni Ramazan’a eski ruhu katmak belki de en doğrusu.
“Nerede o eski Ramazanlar?” sorusu bir sitem değil; bir hatırlatma olsun.
Çünkü Ramazan takvimde değil, insanın kalbinde başlar.
Ve kalp isterse, her Ramazan biraz eski, biraz yeni ama hep umut dolu olabilir.
Paylaşmayı insana değer vermeyi unutmayalım...
