Kim bu ABD?
Donald Trump yine konuştu.Yine tehdit etti.Yine dünyaya parmak salladı.
“İran’ı Taş Devri’ne döndürürüz” dedi.
Bu cümle bir devlet adamının sözü mü,yoksa güce sarhoş olmuş bir zihnin dışavurumu mu?
Durup düşünmek gerekiyor.Amerika Birleşik Devletleri…Tarihi nedir?Sadece 250 yıl.
Peki bu 250 yılın içinde ne var?
Kızılderililerin sürgünü…Toprakların işgali…Savaşlar, darbeler, müdahaleler…
Ve belki de modern tarihin en çarpıcı kırılmalarından biri:
Vietnam savaşı…Bir süper gücün,binlerce kilometre ötedebir halkın iradesine çarpıp geri dönmek zorunda kaldığı yer.
Yani doğal bir medeniyet birikimi değil,zorla kurulmuş bir güç düzeni.
Asıl soru şu:Sorun birkaç siyasetçinin dili mi,yoksa bu ülkenin ürettiği güç anlayışı mı?
Çünkü bu tarihe baktığınızda,yerli halkların yok edilmesindenküresel müdahalelere kadar uzanan bir çizgi görürsünüz.
Bu bir “genetik kod” meselesi değildir.
Ama inkâr edilemez bir gerçek vardır:
Bu, gücü meşrulaştıran…yıkımı gerektiğinde “medeniyet” diye pazarlayanbir siyasi aklın ürünüdür.
Ve şimdi bu akıl,binlerce yıllık geçmişe sahip coğrafyalara“medeniyet götürme” iddiasıyla giriyor.
Sonuç?Irak…Afganistan…Suriye…
Geriye kalan ne?Yıkılmış şehirler…Parçalanmış toplumlar…Bitmeyen acılar…
Tam da bu noktada, İranlı bir komutanın sözü tarihe not düşer:
“250 yıllık bir geçmişle,6000 yıllık bir medeniyeti tehdit etmeye mi cüret ediyorsunuz?”
Bu söz öfkenin değil,tarih bilincinin ifadesidir.
Çünkü tarih sadece güç değildir.
Tarih;hafızadır…kökdür…dirençtir.
Kökü olan milletler yıkılabilir.Ama yok edilemez.
Sadece güce yaslanan yapılar isegüç sarsıldığında ayakta kalamaz.
Bugün dünyaya “düzen” getirdiğini söyleyenler,aslında kendi düzenlerini dayatıyor.
Ve tarih bize şunu defalarca göstermiştir:
Hiçbir güç sonsuz değildir.
Ama hafızası olan toplumlar…her zaman yeniden ayağa kalkar.
Kalın sağlıcakla 11 Nisan 2026 Köln
