İSLAM COĞRAFYASININ İSTİKRARSIZLAŞTIRILMA SÜRECİ
08 Ekim Perşembe günü13.00 Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din ve Coğrafya Sempozyumundaki İslam coğrafyasının istikrarsızlaşma sürecini yalnızca dışsal (askeri, ekonomik, coğrafi) etkenlerle değil; içsel-epistemolojik, felsefi ve teolojik dinamiklerle ("Sessizlik Kültürü", "Ontolojik Evsizlik", "Fikri Bağımlılık") açıklayan ve bunlara karşı "Zihinsel Hicret", "Fıkhi İtaatsizlik / Ontolojik İsyan" ve "Aksiyoner Ahlak" zemininde bir özgürleşme arayışında olan sunumum özetidir. Temel önermesi; İslam dünyasındaki kriz ve istikrarsızlık yalnızca oryantalizm, sömürgecilik veya emperyalizmin dışsal müdahaleleriyle açıklanamaz. Asıl kırılma, zihinsel haritaların, kavramların ve epistemik zeminin bozulmasıyla (zihinlerin sömürgeleştirilmesi) gerçekleşmiş olduğudur.
İlahiyat fakültesinde felsefe grubu derslerine girdim, gençler yetiştikten sonra genel felsefe tarihi, özelde İslam felsefesi tarihini kronolojik olarak anlatırken, sistematik olarak düşünce-yurt özdeşliği yani nereden ve hangi değerlerle geldiğimizi anlamaya, açıklayama çalışıyoruz.
İç Asya/Türkistan yani Atayurt’umuzdan başlayan göç yollarını, eko politik mücadeleleri, toplumsallaşma ve kamusallaşma açısından okuyarak, Ön Asya yani Anadolu’ya geliş sürecimizin fikri temellerini araştırıyoruz
İslam felsefe tarihi bağlamında Hz. Muhammed (sav) getirdiği ilahi mesajın son versiyonu kabul etmemizle başlayan süreci müslim, ondan önceki ilahi şeriatlerin yani Hz. İsa ve Hz. Musa’nın getirdiklerini benimsendiği sürece de mümin dönem diyoruz.
Hz. Adem’i ister isim ister sıfat olarak kabul edin, onunla birlikte Rabbimizin dünyada refah, ahirette felahı sağlayacak ilkeleri farklı zaman, farklı mekan, farklı dil ve farklı toplumlara gönderdiği mesajın ortak paydası (Hanif zihniyeti-şeru men kablena) araştırıyoruz. Bir daha peygamber gelmeyeceğine göre Hz. Muhammedin ortaya koyduğu temel ilkeleri, kısa bir süre sonra yaptığı devrimci uygulamalara karşı devrim (Emevi) yapılmasını, Abbasilerle Fars ve Türk Akıllarının toplumsallaşma ve kamusallaşmada etkisini, eş güdümlü olarak okuyoruz.
Ötüken’den çıkışımızı, kadim dünyanın ticaret-kültür aktarım hatları olan ipek yollarını takip ederek ele geçirdiğimiz coğrafyaları yurt edinmemizi sağlayan felsefi temelleri araştırıyoruz. Toplumsallaşma dediğimiz bu aslında, bir de kamusallaşma dediğimiz ve mahiyet-hüviyet ilişkisi bağlamında açıkladığımız devletleşme sürecimiz var ki, Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldız bunun sembolik ifadesidir. Türkistan-Türkiye irtibatının kültürel kodlarını Türkçe Felsefe ve Türk Felsefesi açısından okumalar yapıyoruz.
Yakınlarda Kadeş Anlaşmasının yeni bir parçası bulundu, beş bin yıllık bir medeniyetin merkezi olan Çorum’da felsefe tarihini Thales ile başlatmanın ne derece tutarlı olduğunu Anadolu’daki medeniyetleri ve felsefi temelleri ile burayı Türkleştiren İslamlaştıran Danişment beyliğinin Alayuntlu boyunun Çorum Oymağı’nın şehrinin üniversitesinde tikel (Türk Düşünce Tarihi) –tümel (genel felsefe tarihi içinde okuyup, tikel olanda tümelin kodlarını yakalama uğraşındayız.
İstikrarsızlaşma derken şunu hususa dikkat çekmeyi hedefliyoruz: Türklerin Müslüman olma süreçleri, Karahanlılar, Gazneliler ve Babürlüler ile kadim dünyanın İç ve Güney Asya bölgelerini, Selçuklu, Osmanlının Batı Türkleri olarak İran ve Anadolu Platosunu yurt kılmaları, Suriye, Irak, Mısır, Arabistan ve Kuzey Afrika’ya hâkim olmaları, Balkanlar ile Avrupa kıtasında toplumsallaşma ve kamusallaşma açısından İslam dünyasının önemli bir kesimini elinde tutan Türklerin güç kaybetmeleriyle başladığına dikkat edilmelidir.
Özellikle Hint-Türk (Temürlu) Babürlü Devletinin 300 yıllık egemenliğini bitiren İngilizler ile kadim dünyanın doğusunda tescillenen sömürgecilik Batı Türkleri yani Osmanlı ile mücadele etmeye başladı. I. Dünya savaşı sonrasında II Dünya savasına kadar İngiliz Aklı bölgeye hakim oldu denilebilir.
Bu tespit, genelde kapitalizmin başlangıcıyla ilişkilendirilir, sömürgeciliğin kapitalizmin sonucu olduğu söylenilir, ama bu durumda Sanayi Devrimi öncesinde kapitalizm aramak gibi anakronik bir durumu da gösterme riski vardır.
Günümüz Avrupa’sını Anlamak İçin..
İspanyol ve Portekizli kâşiflerin başlattıkları 15. yüzyıldaki teknolojik ilerlemeler ve keşifler neticesinde ilk sömürgecilik hareketleri, daha sonra 18. yüzyılda İngiltere’de ortaya çıkan sanayi devriminin ardından gelen kapitalizmi oluşum süreci de başlamıştı. 17. yüzyıla kadar Merkantilizm adıyla devam eden bu süreç 17. yüzyılın 2’nci yarısında İngiltere, Fransa, Hollanda ve Almanya’nın katılımıyla Kuzey ve Orta Avrupa’ya geçen sömürgecilik hızla dünyanın her tarafına yayılmaya başladı. Buralarda İngiltere ve Fransa bazen bir araya geliyor bazen de birbirleriyle çatışıyorlardı.
Bu noktada Avrupa’da güç dengelerin değişme sürecini analiz etmek gerekir: “Çıkış sebebi din ve Avrupa kıtasıyla sınırlı olan 30 Yıl Savaşları (1618-1648), “modern öncesi son savaş” idi. Bu savaş sonrası yapılan Westfalya Antlaşması (1648) Avrupa’da ulus devletlerin doğuşuna zemin hazırladı. Avrupa kıtasının dışında sömürge sahalarına da yayılan Yedi Yıl Savaşları (1755-1763), yayıldığı alan ve etkisi bakımından ilk dünya savaşı niteliğindeydi.
Bu savaşlar sırasında Portekiz, İspanya, İngiltere, Hollanda, Avusturya ve Rusya arasında farklı ittifaklar yapıldı. Yedi yıl Savaşları’na küçük bir ülke olan Prusya da katıldı. Fransız İhtilali (1789) akabinde 25 yıl süren 7 koalisyon savaşı Viyana Kongresi (1815) ile sona erdi. Bu kongrede alınan kararlarla Avrupa’da siyasî ve coğrafi olarak dengeler ve sınırlar korundu. Westfalya........
