Çözüm sürecindeki tuhaf sır perdesi
Suriye’de son bir haftadır yaşan gelişmeler herkesin malumu. Son olarak SDG büyük toprak kayıplarıyla Haseke ve Kobani bölgelerine çekildi ve 20 Ocak’ta yeni bir ateşkes anlaşması imzalanarak 18 Ocak’taki mutabakatın hayata geçirileceği belirtildi. Bu mutabakatla SDG Suriye Ordusu’na bireysel olarak entegre edilecek ve sadece Haseke ve Kobani bölgelerinde sınırlı düzeyde fiili bir özerklik uygulanacak. 4 günlük ateşkes henüz bitmedi ancak bu noktadan sonra anlaşmanın değişme ihtimali düşük görünüyor.
Bu anlaşmanın SDG’nin beklentilerinin oldukça gerisinde olduğu açık. SDG tümenlerini bütünsel halde koruyarak Suriye Ordusu’na eklemlenmeyi ve bir hafta öncesine kadar yönettiği toprak parçası üzerinde idari özerklik kazanmayı beklerken şimdi bu maddelerle yetinmek zorunda. Bu da sonuçta Kürt hareketinin Suriye’deki kazanımlarının çok sınırlı düzeyde kaldığını gösteriyor.
Bu durum Türkiye’de yürümekte olan çözüm sürecine dair de önemli soru işaretlerini beraberinde getiriyor.
Suriye’deki son gelişmelerden sonra Türkiye siyasetinde de gerilim kaçınılmaz olarak arttı. DEM Parti haftalık meclis grup toplantısını Suriye sınırındaki Nusaybin’de gerçekleştirdi ve Tuncer Bakırhan konuşmasında Devlet Bahçeli’ye yönelik sert çıkışlar yaptı.
Ancak, bu sert çıkışlara rağmen DEM Parti mevcut çözüm sürecine bağlı olduğunu da vurguladı. Aynı şekilde Öcalan ya da PKK’dan da sürecin aleyhine bir açıklama gelmedi.
Daha öncesinde çok kez yazdım: Mevcut çözüm süreci büyük oranda kapı arkası diplomasisi ile yürümekte. Biz siyasi iktidarla Kürt hareketi arasındaki anlaşmanın detaylarını bilmiyoruz. Bilmediğimiz için de eldeki veriye ve siyasi dengelere bakarak bir takım........
