Yönetmek ve yönetilmek üzerine üç kelime: Ehliyet, hakkaniyet, iyi niyet
İyi yönetim yalnızca bilgi, deneyim ya da iyi niyetle mümkün değil. Ehliyet, hakkaniyet ve iyi niyetin birlikte taşınması gerekiyor. Çünkü ehliyet sorumluluğu, hakkaniyet adaleti, iyi niyet ise yöneticinin kararlarına güvenerek hareket eden insanların emeğini koruyor.
Kurumlarda güven, büyük ilkelerden çok küçük tutarlılıklarla kuruluyor; ancak yanlış karar kadar, kararın sorumluluğunun belirsizleşmesi de bu güveni aşındırıyor. İnsanlar yöneticilerinin her zaman doğru karar vermesini değil, aldıkları kararın arkasında durmasını ve sonuçlarının sorumluluğunu üstlenmesini bekliyor.
Ayça Tekin-Koru yazdı...
Otuz iki yıllık bir iktisatçı olarak profesyonel hayatımda bolca yönetildim, ara ara da yönettim. Bu iki deneyimin birbirinden çok farklı olduğunu söylemek isterdim. Ama insan hem yönetilirken hem de yönetirken aynı soruların etrafında dolaşıyor: Bir yöneticiyi iyi yönetici yapan nedir? Bir kurumda güven nasıl kurulur? Hangi noktada yetki, sorumluluktan ayrılmaya başlar?
Yıllar içinde bu sorulara ilişkin bazı dersler ve birkaç yönetim düsturu çıkardım. Bunların en önemlisi şu olabilir: Bir kurumun iyi yönetilmesi yalnızca yöneticinin bilgili, deneyimli veya iyi niyetli olmasına bağlı değildir.
Çünkü bilgili bir yönetici adaletsiz olabilir. İyi niyetli bir yönetici beceriksiz davranabilir. Çok yetkin bir yönetici, aldığı kararların insanlar üzerinde yarattığı etkiyi önemsemeyebilir.
Zamanla, iyi yönetimin üç kavramın kesişiminde mümkün olduğunu düşünmeye başladım: ehliyet, hakkaniyet ve iyi niyet.
Bu üç kelimeyi bir süredir zihnimde bir üçgenin köşelerine yerleştiriyorum. Belki de bunun nedeni, yönetim meselelerinin çoğunun tek tek doğrulardan değil, bu doğrular arasındaki dengeden kaynaklanmasıdır.
Ehliyet, ilk bakışta en kolay tanımlanan kavram gibi görünüyor. Bir işi bilmek, deneyimli olmak, karar alabilmek, gerektiğinde sorumluluk üstlenmek… Yönetici dediğimiz kişinin elbette bunları yapabilmesi gerekir.
Ama ehliyet yalnızca doğru kararı verebilme kapasitesi değildir. Ehliyet, verdiğiniz kararın sonuçları ortaya çıktığında onun arkasında durabilme kapasitesidir. Yetki, imza atma gücüdür. Ehliyet ise o imzanın sorumluluğunu taşıyabilmektir.
Bir yöneticinin masasından çıkan karar, kurumun koridorlarında dolaşmaya başladığında artık yalnızca o yöneticinin kişisel kanaati olmaktan çıkar. İnsanlar o karara göre hazırlık yapar, zaman ayırır, kaynak kullanır, başkalarını sürece dahil eder. Kararın etrafında bir beklenti oluşur.
İşte kararın gerçek sınavı........
