menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye’de bağımsız denetim, tam tasdikin gölgesinde mi kalıyor?

13 0
yesterday

Serbest Muhasebeci Mali Müşavir / Sorumlu Ortak Denetçi Türkiye’de bağımsız denetim üzerine konuşurken çoğu zaman standartlardan, denetim tekniklerinden ve finansal tabloların gerçeğe uygun sunumundan söz ediyoruz. Bunlar elbette önemli. Ancak bana göre tartışmanın gözden kaçan başka bir tarafı var: Denetçiden neyi güvence altına alması bekleniyor ve bu işi yaparken hangi bilgiye, hangi belgeye, hangi doğrulama imkânına ulaşabiliyor?

Soruyu biraz daha açık soralım.

Bir şirketin finansal tabloları bağımsız denetimden geçiyor. Aynı şirketin vergi yükümlülükleri bakımından Tam Tasdik hizmeti de alması gündeme gelebiliyor. Her iki çalışma da işletmenin mali verileriyle ilgili; fakat amaçları, dayanakları ve sonuçları aynı değil. Buna rağmen uygulamada vergiye ilişkin güvence ihtiyacının daha görünür, bağımsız denetimin ise kimi işletmeler açısından daha çok yerine getirilmesi gereken bir yükümlülük gibi algılandığı görülüyor.

Benim üzerinde durmak istediğim mesele tam olarak bu.

Buradaki eleştiri, Tam Tasdik hizmetinin gereksiz olduğu ya da Yeminli Mali Müşavirlerin(YMM) yaptığı çalışmanın önemsiz kaldığı anlamına gelmiyor. Sorun, farklı amaçlara hizmet eden iki mekanizmadan birinin işletmelerin kararlarında daha belirleyici hâle gelmesi ve bağımsız denetimin sağladığı güvencenin yeterince karşılık bulamaması.

İki farklı denetim, iki farklı ihtiyaç

Tam Tasdik, esas itibarıyla mükellefin vergi mevzuatı karşısındaki durumunun ve tasdik kapsamındaki beyanlarının incelenmesiyle ilgilidir. Bağımsız denetimde ise finansal tabloların ilgili finansal raporlama çerçevesine göre hazırlanıp hazırlanmadığı ve önemli yanlışlık içerip içermediği değerlendirilir.

Amaç farklı olunca, kullanılan ölçüler de farklılaşır.

Vergi Usul Kanunu’na göre tutulan kayıtlar ile TFRS veya uygulanması gereken diğer finansal raporlama çerçevelerine göre hazırlanan finansal tablolar her durumda aynı sonucu vermeyebilir. Amortismanlar, kıdem tazminatı karşılıkları, değerleme esasları ve bazı giderlerin muhasebeleştirilmesi bu farkın görülebildiği alanlardır.

Bu farklılık, tek başına sistemin yanlış kurulduğunu göstermez. Vergi matrahının hesaplanmasıyla finansal durumun ve faaliyet sonuçlarının raporlanması aynı amaca hizmet etmez. Dolayısıyla farklı sonuçların ortaya çıkması da her zaman bir hata olduğu anlamına gelmez.

Hüküm yürütmek adına burada şunu net bir şekilde gözler önüne sermekte fayda sağlanacağı kanaatindeyim: Bağımsız denetim bile isteye arka planda tutularak, diğer yapılanmanın kürsülerden methiyelerle anlatılması ve algı yönetimleri sayesinde kadük kalmıştır. Oysa sebep sonuç ilişkisinin analizinde aranacak bir sorun, işletmelerin bu iki yapıyı birbirinden kopuk biçimde yürütmek zorunda kalması ve ortaya çıkan ek iş yükünün çoğu zaman yalnızca bir maliyet olarak görülmesi gerçeğinde saklıdır. Finansal raporlama ile vergi kayıtları arasındaki farkların gerekçesi anlaşılmıyorsa, bağımsız denetim işletme yönetimi açısından doğal olarak açıklama gerektiren ilave bir işlem gibi algılanabilir.

Hâlbuki bağımsız denetimin değeri, yalnızca bir rapor düzenlenmesinde değil; işletmenin mali durumuna ilişkin bilgilerin daha güvenilir, karşılaştırılabilir ve karar almaya elverişli hâle gelmesindedir.

Bu değerin işletmeler tarafından yeterince hissedilmemesi üzerinde ayrıca durulması gerektiğini düşünüyorum.

Hangi denetim daha gerekli görülüyor?

İşletmelerin davranışlarına baktığımızda, vergiyle ilgili bir riskin sonuçları genellikle daha doğrudan hissedilir. Vergi incelemesi, vergi ziyaı, gecikme faizi, ceza ve iade süreçleri şirket yönetiminin gündeminde somut karşılığı olan konulardır. Bu nedenle işletmeler, vergi yükümlülüklerini güvence altına almaya yönelik hizmetlere öncelik verebilir.

Bağımsız denetimin faydası ise her zaman aynı açıklıkta görülmeyebilir. Daha güvenilir finansal bilgi üretmek, iç kontrol eksikliklerini ortaya çıkarmak ve finansal tablolardaki önemli yanlışlık riskini değerlendirmek, kısa vadede doğrudan bir kazanç olarak görünmeyebilir. Buna karşılık denetimin sağlayacağı güven; ortaklar, yatırımcılar, kredi verenler ve işletmeyle ekonomik ilişki kuran diğer taraflar açısından önem taşıyabilir.

Bu noktada bir ayrımı da gözden kaçırmamak gerekir. Bağımsız denetime tabi olma hadleri ile Tam Tasdik uygulamasının kapsamı farklı düzenlemelere dayanır. Bu nedenle yalnızca hadlerin yükseltilmesine bakarak bağımsız denetimin bilinçli biçimde geri plana itildiği sonucuna varmak doğru olmaz. Böyle bir iddia için düzenlemelerin kapsamı, etkisi ve uygulamadaki sonuçları birlikte incelenmelidir.

Bununla birlikte, bağımsız denetimin kapsamı dışında kalan işletmelerin sayısı ile Tam Tasdik hizmetine duyulan ihtiyacın nasıl değiştiği birlikte değerlendirildiğinde, denetim politikalarının hangi yönde geliştiğini sorgulamak yerinde olacaktır.

Benim itirazım belirli bir meslek grubunun daha fazla iş alması ya da diğerinin daha az iş yapması meselesine indirgenemez. Tartışılması gereken, işletmelerin mali bilgilerinin güvenilirliğini artıran farklı mekanizmaların neden aynı ölçüde değer üretir ve görünür kabul edilmediğidir.

Denetçiden güvence bekliyoruz; peki denetçi kanıta........

© Ekonomim