menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Beyaz yaka mı, “plaza işçisi” mi?

5 0
saturday

Plazalar, iş hayatında emeğin “yükselmiş” ya da yüksek katlı hali olabilir. Klimalı ortam, masa başı sohbetler, hazır kahve, sabit maaş, happy hourlar derken, sosyal medyanın da gözbebeğine dönüşen çalışma ortamları.

Mavi yakadan ayrışarak daha güvenli ve daha öngörülebilir bir dünya olduğu düşünülür(dü).

Teknolojik, ekonomik ve sosyolojik değişimlerle günümüzde bu ayrım hızla “flu” bir hal alıyor.

Tüm dünyada, geçinmeye yetmeyen maaşlarla çalışılan beyaz yaka işleri, üniversite mezunu işsizlerin artması gibi sorunlar sıklıkla konuşuluyor.

Soru artık basit değil: Beyaz yaka gerçekten farklı bir çalışan kesim mi, yoksa sadece farklı mı görünüyor?

Sanayi çağının işçisi beden gücünü satıyordu ya da kiralıyordu. Bugünün beyaz yakalısı da zamanını, dikkatini ve “beyin” kapasitesini satıyor. Değişmeyen tek şey, “emeğin pazarlık gücü” oluyor.

Burada tartışmayı “romantize” etmeden kurmak gerekirse, konu “emek piyasasının yapısal olarak nasıl yeniden şekillendiğine” dönüşüyor.

19. yüzyılda Karl Marx, “emeğin değerinin giderek baskılandığını, üretim araçlarını kontrol edenlerin daha fazla pay aldığını” yazıyordu. 21. yüzyılda üretim hattı değişti ancak dinamikler çok da farklı görünmüyor. Fabrikanın yerini “ofis/plaza” aldı; kas gücünün yerini “bilişsel emek”.

Beyaz yakalı için asıl kırılma, maaşın kendisi değil, satın alma gücünün erimesiyle yaşanıyor. Nominal ücret artışları sürerken, barınma, ulaşım ve özellikle beyaz yaka için “temel yaşam maliyetleri” çok daha hızlı hareket ediyor.

Sonuç: Kazanç var ama ya yeterli değil ya da birikime yetmiyor. Tablo, bilinen........

© Ekonomim