Prosedür mü, gönül mü? Türk misafirperverliği
Günümüzde turizm literatürünü açıp baksanız, ‘Hospitality’ yani misafirperverlik üzerine yüzlerce teknik tanım bulursunuz: Standart hizmet süreçleri, müşteri deneyimi optimizasyonu, sadakat programları veya servis kalitesi parametreleri… Batı dünyası için misafirperverlik, tanımı ve sınırları net çizilmiş ticari bir ‘işlem’den ibaret.
Oysa bu sektörde 30 yılına yaklaşan biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki; bizim dilimizdeki ve kültürümüzdeki ‘misafirperverlik’, hiçbir kitaba veya standart operasyon prosedürüne sığmayacak kadar derin.
Sektöre adım attığım yıllarda bize öğretilen ilk şey, gelene bir ‘müşteri’ veya ‘hesap alınacak kişi’ gözüyle değil, Anadolu’nun kadim mirası olan ‘Tanrı Misafiri’ anlayışıyla bakmaktı. Batı otelciliği kusursuz servis sunmayı hedeflese de Türk misafirperverliği misafirin ruhuna dokunmayı, ona kendini ‘evinde’ hissettirmeyi amaçlar. Ancak edindiğim deneyimler ve yurt dışındaki çalışmalarımdaki gözlemlerim gereği, bu durumun anlamı Avrupa'da da artık ‘kendi evinde hissettirme’ anlayışına doğru evrilmeye başlamış durumda.
Aramızdaki en büyük fark ise dün olduğu gibi bugün de hizmeti kurallara göre yönetmek ile bizde olduğu gibi gönülle yönetmek. Bizde çoğu zaman........
