menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dünya sistemi nereye gidiyor?

28 0
28.04.2026

Amerika’nın Avrupalı müttefiklerine göre, Bay Trump aslında bir İran-İsrail çatışması olan mücadeleye gereksiz yere katılmıştı. Ortada bir geçimsizlik varsa, bunu savaşı tırmandırmak yerine diplomatik çabalarla çözmek daha uygun gözüküyordu.

 Ülkeler kendilerini her türlü dış siyaset tercihine açık tutmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla kendilerini uzun vadeye bağlayacak taahhütlerden uzak tutmaya çalışıyorlar. Uluslararası sistemin alacağı şeklin daha belirginleşmesini bekliyorlar.

 Bir Avrupa NATO’su kurulması gerektiği konusunda yaygın bir kanaat var. Avrupa’nın önde gelen tüm ülkeleri böyle bir teşkilatın kurulmasında fayda olabileceğine işaret ederken, hiç biri bu konuda liderliği üstlenmeyi istememektedir.

           Amerika Birleşik Devletleri’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında kuruluşuna öncülük ettiği ve dolayısıyla dünyaya egemen olduğu düzenin artık sonunun geldiği konusunda hemen herkes ittifak etse de, yerini neyin almakta olduğu konusunda tartışmalar devam ediyor. Bu aşamada tartışmaların süregelmesini pek de şaşırtıcı bulmamak gerekiyor. Bir kere uluslararası alanda bir karışıklık ile ondan kaynaklanan bir yönsüzlük var. Ancak belki ikinci bir hususu daha hatırlamak gerekiyor. Şu anda artık geride bırakmakta olduğunu düşündüğümüz düzen kısmi bir yapıya sahipti, sadece Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nin etkili oldukları bölgeleri kapsamaktaydı. Evrensel bir niteliğe sahip değildi. Bir örnek vermek gerekirse, bağımsız bir dış politika izlemekle şöhrete kavuşan Hindistan’ın bu düzende önemli bir yeri yoktu. Halbuki bu ülkenin yeni oluşmakta olduğu iddia edilen yeni dünya düzeninin temel taşlarından birini oluşturacağı ileri sürülüyor.  

 ABD’nin lider kadrosu durumu yanlış değerlendirdi

Soğuk Savaş’ın artık sona erdiği belli olunca, Birleşik Devletler yönetimi kendi savunduğu düzenin karşıtı olanların kesin yenilgiye uğradığını, bundan böyle dünyaya tek başlarına kendilerinin egemen olacağını düşündü. Öyle ya, artık tüm ülkeler seçimle göreve gelmiş iktidarlar tarafından yönetilecekler, hepsine piyasa ekonomisi egemen olacak, her biri bir hukuk devleti olacaktı. Bütün bunlar Amerika Birleşik Devletleri’nin zaten savunduğu ilkeler olduğuna göre, yeni sistemin tek liderinin Amerika olması tabii görünüyordu. Geriye doğru bakılınca, Amerikan lider kadrosunun durum değerlendirmesinde büyük yanılgıya düştüğü daha iyi anlaşılıyor. Soğuk Savaş aslında dialektik bir ilişkiyi temsil ediyordu. Bir kutbun dünyanın bir bölümüne egemen olması, rakip bir kutbun da doğarak dünyanın bir başka bölümünde sözünü geçirmesi anlamına geliyordu. İki........

© Ekonomim