menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Bankalarda orta vadeli getiri potansiyeli güçlü"

6 0
19.04.2026

Bankacılık hisseleri 2026’ya güçlü bir başlangıç yaptı, ancak savaşın gölgesinin piyasalara düşmesiyle birlikte en sert değer kaybı yaşayan sektörlerden biri haline geldi. Bu tablo, yatırımcıların aklındaki temel soruyu da net biçimde ortaya koyuyor: Bankalarda yeniden güçlü bir performans mümkün mü?

Tonguç Erbaş, bu soruya yanıt ararken küresel cephedeki dalgalanmaya dikkat çekiyor. Ahlatcı Holding bünyesinde strateji tarafını yöneten Erbaş’a göre, artan oynaklık beklentileri sürekli değiştiriyor. Özellikle enerji fiyatlarında yukarı yönlü hareketin kalıcı olabileceğine dair görüşler, tedarik zincirinde aksama riskini ve enflasyonist baskıyı beraberinde getiriyor. Buna zayıflayan büyüme beklentileri de eklenince, küresel tablo daha kırılgan bir hale geliyor.

Bankacılık sektörü açısından en olumsuz senaryonun ise net olduğunu söylüyor: Küresel ölçekte faizlerin yükselmesi ve durgunluk beklentilerinin güçlenmesi. Orta Doğu’daki gerilimin artmasıyla birlikte bu risklerin fiyatlamalara yansıdığını, özellikle Borsa İstanbul’da bankacılık ve faiz hassasiyeti yüksek hisselerde bunun açıkça görüldüğünü vurguluyor.

Sektörü değerlendirirken yalnızca iç dinamiklere bakmanın yeterli olmadığını belirten Erbaş, küresel savaş ortamının ekonomik görünüm üzerindeki etkisinin mutlaka hesaba katılması gerektiğini ifade ediyor. Mevcut çarpanlara bakıldığında, büyük özel ve kamu bankalarının ortalama PD/DD oranı 1,16, F/K oranı ise 6,53 seviyesinde. Ancak bu rakamların tek başına bir anlam ifade etmediğinin altını çiziyor. Çünkü fiyatlamanın yönünü belirleyecek olan ana unsur, hem yurt içi ekonomik programın seyri hem de küresel faiz görünümü. Faizlerin düşmesi durumunda mevcut seviyelerin ucuz kalabileceğini, aksi senaryoda ise pahalı bir fiyatlamanın söz konusu olabileceğini dile getiriyor.

Son dönemde bankacılık hisselerinde yaşanan geri çekilmeyi ise temel bir bozulmadan ziyade kısa vadeli bir düzeltme olarak değerlendiriyor. Artan fonlama maliyetleri ve yüksek enflasyonun net faiz marjı üzerinde baskı yarattığını kabul etmekle birlikte, kârlılık dinamiklerinde kalıcı bir zayıflama görmediğini özellikle vurguluyor.

Bugünkü değerlemeler açısından bakıldığında, bankaların yaklaşık defter değerleri civarında işlem görmesi dikkat çekici. Erbaş’a göre bu durum, orta vadeli getiri potansiyeli açısından cazip bir zemin oluşturuyor. Güçlü sermaye yapısı ve ücret-komisyon gelirleriyle desteklenen bankaların, mevcut koşullarda pozitif ayrışma ihtimali ise hâlâ masada duruyor.


© Ekonomim